| ZIPKINCI
Üyelik tarihi: 08-01-2005 Nerden: datça
Mesajlar: 180
| biraz uzun ama okumaya değer! >Konu : bir astsubaydan lutfen okuyun
>......ili kırsalında teröristlerin dur ihtarına
>ateşle karşılık vermesi
>sonucu çıkan çatışmada güvenlik görevlisi şehit
>oldu.
>>>> >
>>>> > Ya da .....ilinde devriye görevini yerine getiren
>>>> > aracına açılan ateş
>>>> > sonucu..güvenlik görevlisi şehit oldu.
>>>> >
>>>> > Ya da ......ili kırsalında teröristlerce döşenen
>>>> > mayının patlaması sonucu asker
>>>> > yaralandı..
>>>> >
>>>> > Bu nasıl başlar biliyor musunuz?
>>>> >
>>>> > Hava o kadar sıcaktır ki beyninizdeki sıvının
>>>> > buharlaşıp uçtuğunu
>>>> > düşünürsünüz. Oluştuğu anda kuruyup giden ter
>>>> > damlacıklarından geriye
>>>> > kalan tuzlar yüzünüzün ve hatta elbisenizin her
>>>> > yanını kaplamıştır.
>>>> >
>>>> > Avucunuzun içindeki ter, yüzünüzdeki gibi kolay
>>>> > kurumadığı için
>>>> > elinizdeki tüfeğinizin metal kısmı avucunuzun içinde
>>>> > vıcık, vıcık oynar.
>>>> > Ter ile ıslanan çeliğin kokusu avucunuzun içine ve
>>>> > elinizi sürdüğünüz her
>>>> > yere siner.
>>>> >
>>>> > Önünüzde yürüyen adamın, ayağının kuru toprakla her
>>>> > temas edişinde çıkan
>>>> > toz, ağzınızın kupkuru olmasına ve zor nefes
>>>> > almanıza sebep olur.
>>>> >
>>>> > Sırt çantanızın askı kayışları yüzünden omuzlarınızı
>>>> > hissetmezsiniz. Kült
>>>> > ağrıları ancak çantayı sırtınızdan çıkardığınızda
>>>> > fark edersiniz.
>>>> >
>>>> > Bastığınız her taş parçası, her çalı ve bir
>>>> > ayağınızın kaplayabildiği her
>>>> > yeryüzü parçasından çıkan sesi duyarsınız.
>>>> >
>>>> > Yürüdüğünüz yerdeki her Ağustos böceğinin sesini,
>>>> > dallardaki kuşları,
>>>> > yüzünüzün etrafında ürkütücü devriye uçuşları yapan
>>>> > arıların kanat
>>>> > seslerini, ağzınıza ve yüzünüze ya da herhangi bir
>>>> > yerinizdeki küçük
>>>> > yaraların üzerine konmaya çalışan sineklerin
>>>> > vızıltılarını, ayağınızı
>>>> > bastığınız yerden havalanan yeşil çekirgenin küçücük
>>>> > cüssesine rağmen
>>>> > çıkardığı tok kanat sesini en ince ayrıntısına kadar
>>>> > duyarsınız.
>>>> >
>>>> > Sonra, kendi teçhizatınızın ve önünüzdeki
>>>> > arkadaşınızın ve arkanızdaki
>>>> > arkadaşınızın teçhizatlarının çıkardığı düzensiz
>>>> > seslerin her birini ayrı
>>>> > ayrı duyarsınız.
>>>> >
>>>> > Ve aynı anda önünüzdeki arkadaşınızın nefes
>>>> > alışlarını duyarsınız,
>>>> > öksürmesini ve hapşırmasını da duyarsınız.
>>>> >
>>>> > Telsizinizden çıkan seslerin ve cızırtıların her
>>>> > biri ayrı ayrı katılır
>>>> > bu senfoniye.
>>>> >
>>>> > Ter ve tozun birleşmesinden oluşan kaygan çamur,
>>>> > postalın içindeki tüm
>>>> > ayağınızı kaplamıştır, çoraplar önce su toplayıp
>>>> > sonra patlayan yerlere
>>>> > adeta bir deri gibi yapışmıştır.
>>>> >
>>>> > En çok yapmak istediğiniz şey ayaklarınızı yıkayıp,
>>>> > çoraplarınızı
>>>> > değiştirmektir. Ama bu çok büyük bir lükstür o anda.
>>>> >
>>>> >
>>>> > Çünkü...
>>>> >
>>>> > Çünkü hangi çalının dibinde, hangi kayanın arkasında
>>>> > sizi beklediğini
>>>> > bilmediğiniz ihaneti arayıp bulmanız ve yok etmeniz
>>>> > gerekmektedir.
>>>> >
>>>> > Bütün masumların hayatı ve huzuru size emanet diye,
>>>> > öğretmenler bayrak
>>>> > direğine asılmasın diye, kundaktaki bebekler
>>>> > kurşunlanmasın diye,
>>>> > binlerce yıllık emanete halel gelmesin diye
>>>> > kahpeliği ve ihaneti yok
>>>> > etmeniz gerekmektedir.
>>>> > Çünkü bunun için bayrağın, silahın, namusun ve
>>>> > şerefin üzerine yemin
>>>> > etmişsinizdir.
>>>> >
>>>> > Çünkü önemli olan ayağınız değil, ülkeniz,
>>>> > bayrağınız ve onurunuzdur.
>>>> >
>>>> > İşte bu yüzden lükstür ayak yıkamak, çorap
>>>> > değiştirmek. İşte bu yüzden
>>>> > senfoniye dönüşmüştür bütün o düzensiz sesler
>>>> > güruhu.
>>>> >
>>>> > Sonra!..
>>>> >
>>>> > Sonra birden tüm sesler kesilir, bıçağın dalı
>>>> > kestiği gibi, makasın
>>>> > kâğıdı, pensenin bir hoparlör kablosunu kestiği
>>>> > gibi... Bir anda...
>>>> > Kuşların sesleri, arıların ve sineklerin
>>>> > vızıltıları, çekirgenin kanat
>>>> > sesleri hepsi bir anda biter.
>>>> >
>>>> > Gözlerinizi açtığınızda önünüzdeki arkadaşınızı
>>>> > değil, gökyüzünü
>>>> > görürsünüz, yere düşmüş olduğunuzu anlamanız birkaç
>>>> > saniye sürer.
>>>> >
>>>> > Tek hissettiğiniz kesif bir barut ve yanık et
>>>> > kokusudur, yüzünüzün toprak
>>>> > parçalarıyla kaplandığını fark edersiniz, temizlemek
>>>> > için çalışmazsınız.
>>>> >
>>>> > Arkadaşlarınızın bağırarak koşuşturduğunu görür ama
>>>> > kulağınızdaki çınlama
>>>> > ve uğultudan seslerini duyamazsınız. Sesleri yavaş
>>>> > yavaş duymaya
>>>> >
>>>> > başladığınızda ayağa kalkmaya çalışırsınız ama
>>>> > başaramazsınız.
>>>> >
>>>> > Yine birkaç saniye sonra arkadaşlarınızın sesleri
>>>> > arasında "mayın"
>>>> > kelimesini ayırt eder ve kalkmaya çalıştığınızda
>>>> > ayağınızdaki yoğun
>>>> > ağrıyı fark edersiniz.
>>>> >
>>>> > Ayağınız yoktur ama yine de ağrıdığını
>>>> > hissedersiniz.
>>>> >
>>>> > Ne olduğunu anlamak için baktığınızda ise
>>>> > parçalanmış pantolonunuzun ve
>>>> > kopmuş ayağınızın farkına varırsınız. İşte her şey o
>>>> > anda başlar.
>>>> >
>>>> > Avazınız çıktığı kadar bağırırsınız. Sonra,
>>>> > nefesiniz biter. Sonra,
>>>> > yeniden nefes alırsınız ve yeniden bağırmaya
>>>> > başlarsınız. Sonra yine
>>>> > nefesiniz biter ve yeniden, yeniden ve yine...
>>>> >
>>>> > Yanınıza ilk gelen arkadaşınız size, "fazla bir şey
>>>> > yok, sadece küçük bir
>>>> > yara" gibi telkinlerde bulunur. Ama siz arkadaşınız
>>>> > konuşurken de,
>>>> > helikopterle hastaneye götürülürken de artık bir
>>>> > ayağınızın olmadığını
>>>> > biliyorsunuzdur. Hep bir soru çınlar kafanızın
>>>> > içinde "neden ben, neden
>>>> > ben, neden ben ?"
>>>> >
>>>> > Hastanede geçen aylar, tedavi ve terapilerde geçen
>>>> > yıllar sonunda,
>>>> > diz kapağınızın on iki santim altından takılı olan
>>>> > ve her akşam yatarken
>>>> > veya banyoya girerken çıkarıp kenara koyduğunuz
>>>> > takma bacak artık bir
>>>> > uzvunuz olmuştur.
>>>> >
>>>> > Ama bunun önemi yoktur çünkü bu fedakârlığınız
>>>> > sayesinde vatan var
>>>> > olacaktır. Sizin bir bacağınızın ne önemi vardır ki!
>>>> >
>>>> >
>>>> > Artık koşamayacak olmanızın, yazın herkes gibi
>>>> > havuza, denize giremeyecek
>>>> > olmanızın da hiç önemi yoktur. Vatan sağ olsun
>>>> > yeter.
>>>> >
>>>> > Sonra birilerinin, sizin ödediğiniz vergilerle
>>>> > Fransız televizyonlarında,
>>>> > uğruna yarım kaldığınız vatan hudutlarını hiçe sayan
>>>> > programlara finans
>>>> > sağladığını okursunuz. Aynı dillerin bundan
>>>> > pişmanlık duymadıklarını
>>>> > söylediklerini de okursunuz.
>>>> >
>>>> > Pamuk'ları, Dink'leri, okursunuz, Bizans çocuğuyum
>>>> > diyenleri duyar, Ali
>>>> > Kemallere tanık olursunuz, "koçlar gibi satanları
>>>> > "görürsünüz. .
>>>> >
>>>> > Türk Bayraklarının yakıldığını, görürsünüz.
>>>> > Başlarına çuvallar geçirilip
>>>> > aşağılanarak elleri arkalarından bağlanan Türk
>>>> > askerlerini görürsünüz.
>>>> >
>>>> > Bu aşağılanmaya cevap verecek tankların motor
>>>> > seslerini, helikopterlerin
>>>> > kanat seslerini, piyadelerin intikam yeminlerini
>>>> > duymayı beklersiniz ama
>>>> > duyamazsınız.
>>>> >
>>>> > Onun yerine hainlerin cesetlerinin üstüne örtülen
>>>> > çaputlara "bayrak"
>>>> > diyenleri görürsünüz, "uçaklarını çek", "valiyi çek"
>>>> > diyen başkanları ve
>>>> > karşılarında kekeleyen riyaseti görürsünüz.
>>>> >
>>>> > Bu da yetmez Türk askerlerinin kendi mahkemeleriniz
>>>> > tarafından,"çete"
>>>> > diye suçlandığını, yargılandığını görürsünüz.
>>>> >
>>>> > Yok, yok bu da yetmez. Askere, polise, öğretmene
>>>> > ateş eden, yol kesip
>>>> > soygun yapan, köy yakan, okul yıkan, mayın döşeyen
>>>> > teröristlerin sadece
>>>> > "ben bir şey yapmadım" demelerinin esas kabul
>>>> > edilip, "suçsuz" sıfatıyla
>>>> > serbest bırakıldığını görürsünüz.
>>>> >
>>>> > Susanları, konuşması gerektiği halde susanları
>>>> > görürsünüz, konuşanlar her
>>>> > konuştuğunda, kekeleyenler her kekelediğinde ve
>>>> > susanlar her sustuğunda
>>>> > siz yeniden vurulursunuz, yeniden ölürsünüz her
>>>> > defasında.
>>>> >
>>>> > Gövdenizden o toprağa akan kan, bu defa içinize
>>>> > akar, inandıklarınıza,
>>>> > uğrunda savaşarak kendi kanınızı akıtmak pahasına
>>>> > tertemiz tuttuğunuz
>>>> > değerlerinize akar.
>>>> >
>>>> > Sizin kaya arkalarında, çalı diplerinde aradığınız
>>>> > ihanet gelir aklınıza,
>>>> > o mayınları yerleştiren eller gelir. Sorgulamaya
>>>> > başlarsınız: "Biz bu
>>>> > ihaneti doğru yerde mi aradık, kuyruğunda
>>>> > dolaştığımız yılanın başı, hep
>>>> > gözümüzün önünde miydi yoksa?"diye sorarsınız
>>>> > kendinize.
>>>> >
>>>> > Onlara verilen maaş'ın sizin vergilerinizden
>>>> > ödendiğini, içinize
>>>> > sindiremezsiniz, uykularınız kaçar, neden bu vatanı
>>>> > sizin kadar
>>>> > sevmediklerini düşünürsünüz.
>>>> >
>>>> > Bu vatan onların da vatanı değil mi?
>>>> >
>>>> > Onlar da, tıpkı benim gibi namusun ve şerefin üstüne
>>>> > yemin etmedi mi?
>>>> > diye sorarsınız kendi kendinize.
>>>> >
>>>> > Sinirlenirsiniz, üzülürsünüz, on beş yaşında bir
>>>> > askeri okul öğrencisi
>>>> > iken her adımda söylediğiniz, beyninize ve
>>>> > yüreğinize nakşettiğiniz
>>>> > sözler gelir aklınıza": VATAN, SANA CANIM FEDA"
>>>> >
>>>> > Geri kalan tüm hayatınızın ilk beş dakikası, böyle
>>>> > başlayacak işte ve
>>>> > hayatınız böyle devam edecektir. Son nefesinize
>>>> > kadar savaşacaksınız
>>>> > ihanetle, her şeye ve herkese rağmen, bu yolda ölene
>>>> > ya da bu ihaneti
>>>> > bitirene kadar.
>>>> >
>>>> > Siz diyorum, çünkü bu vatan için bedel ödeyen
>>>> > insanların neler
>>>> > yaşadığını, neler hissettiğini, size rağmen ve sizin
>>>> > için neler
>>>> > yaptıklarını, neler yapabileceklerini bilin
>>>> > istiyorum. Okuduğunuz ya da
>>>> > televizyonda duyduğunuzdan daha fazladır yaşananlar.
>>>> >
>>>> > Yani aslında gazetelerin iç sayfalarındaki, minicik
>>>> > karelerde okuduğunuz;
>>>> >
>>>> > "...ili kırsalında teröristlerce döşenen mayının
>>>> > patlaması sonucu, bir
>>>> > güvenlik görevlisi yaralandı!" haberi aslında o
>>>> > kadar da kısa değildir.
>>>> >
>>>> > Sizin, daha okuduğunuz gazetenin arka sayfasına
>>>> > geçerken unuttuğunuz,
>>>> > falanca mankenin otel odası maceralarına, ya da
>>>> > uyuşturucu komasından
>>>> > ölen oğluna "şehit" deyip Türk bayrağı "örten
>>>> > kadının haberine
>>>> > ayırdığınızdan daha uzun zaman ayırmadığınız bu
>>>> > küçük haber, birileri
>>>> > için bir ömür boyu sürecek ve asla unutulmayacaktır.
>>>> >
>>>> > Ve siz unuttuktan sonra da başka birileri, "ne
>>>> > için?" dendiğinde "vatan
>>>> > için" diyecekleri fedakârlıklarını size rağmen
>>>> > yapmaya devam
>>>> > edeceklerdir.
>>>> >
>>>> > Sizin uyuşmuşluğunuza, duyarsızlığınıza rağmen,
>>>> > sizin rahatlığınıza,
>>>> > sizin vicdanlarınıza rağmen bu kahramanca
>>>> > fedakârlıklar ve bu ilk beş
>>>> > dakikalar yaşanmaya devam edecektir.
>>>> >
>>>> > Asla unutmayınız başınızın üstündeki egemenlik
>>>> > örtüsünün payandası kopan
>>>> > bacaklar, bedeli ise size rağmen bu vatan için akan
>>>> > kanlar, feda edilen
>>>> > canlar, sıcak yuvalarını, babalarının yüzlerini
>>>> > unutan küçücük
>>>> > çocuklarını düşünmeden vakfedilen hayatlardır.
>>>> >
>>>> > Ne kadarını anlayabilirsiniz veya anlamak sizin
>>>> > umurunuzda mı bilmiyorum,
>>>> > ama birileri bunları yaşadı, birileri hala yaşıyor
>>>> > ve emin olun yaşlı
>>>> > dünya döndükçe, Türk vatanı ve Türk Bayrağı için
>>>> > birileri daha tüm
>>>> > bunları yaşayacak.
>>>> >
>>>> > Gördüğünüz gibi size bir hayli uzak bir yaşam biçimi
>>>> > bu. Masalarda oturup
>>>> > "aydınca" sohbetler etmeye hiç benzemiyor değil mi?
>>>> >
>>>> > Bir an için bile olsa kendinizi onların yerine
>>>> > koyasınız diye "siz"
>>>> > diyerek yazdım, sizin onlardan biri olamayacağınızı
>>>> > biliyorum.
>>>> >
>>>> > "Siz" kim misiniz?
>>>> > Siz kendinizi çok iyi biliyorsunuz!
>>>> > Biz de, biz de sizi çok iyi biliyoruz.
>>>> > "Siz" de bilin ki biz asla unutmayacağız.
>>>> >
>>>> > "VARLIĞIM TÜRK VARLIĞINA ARMAĞAN OLSUN"
>>>> >
>>>> > Oktay Yıldırım / Emekli Astsubay
>>>> >
__________________ H O R O Z TEAM
Cihan COŞKUN 1975 |