ZIPKINCI - HUZUR İÇİNDE YAT OZAN YILDIRIM
Kayıt ol Gruplar Ajanda Arama Bugünki Mesajlar Forumları Okundu Kabul Et

Cevapla
 
LinkBack Seçenekler Stil
Alt 18-08-2008   #1 (permalink)
ZIPKINCI
 
Üyelik tarihi: 30-10-2007
Nerden: izmir-antalya-istanbul
Mesajlar: 635
kuyruksuzbalık - MSN üzeri Mesaj gönder
O günkü çark mı, bugünkü çark mı ?

Altlarında, Nuri Conker’in bir arkadaşının arabası vardı. Eylül sonu akşamı sonbaharın tadını çıkararak, Çekmece’ye dogru gidiyorlardı.

Birden Atatürk’ün gozleri akşam güneşi altında çift süren bir köylüye takıldı. Yaşlı bir adamdı bu. Sabanının sapına iyice yapışmış, toprakları yavaş yavaş deviriyordu. Fakat çiftin bir yanında öküz, bir yanında merkep vardı. Eşit güçlerle çekilmediği için sapan yalpa yapıyordu.

Atatürk şöföre durmasını söyledi. İndiler ve Köylüye seslendi : “Kolay gelsin Aga!..”

Köylu bu sese başını çevirmeden karşılik verdi : “Kolay gelsin”

“İşler nasıl Ağa? Bu yıl mahsulden yüzünüz güldü mü?”

Köylü isteksiz konuştu : “Tanrı’nin gücüne gitmesin bey, bu yıl yufkaydı mahsul. Kabahatin acığı bizde, acığı yukarda! Biz geç davrandık, yukarısı da rahmeti esirgedi.”

Bakıyorum, sapanın bir yanında öküz, bir yanında merkep koşulu. Öküzün yok mu senin?”

“Var olmasına vardı ya, hıdrellezde vergi memurları sattılar.”

“Hiç vergi memurları köylünün üretim aracını satar mı? Olmaz böyle şey! Muhtara sikayet etseydin…”

Köylü güldü : “Muhtar başında deel miydi memurun, a bey?”

Atatürk dudaklarını dişleri arasında ezerek konuştu : “Kaymakama gitseydin.”

Köylü iyice güldü. “Sen de benle gönül mü eyleyon beyim?” dedi.

Atatürk konuşmayı sürdürdü. “E peki, İstanbul şuracıkta geleydin valiye anlataydın derdini… Onun işi bu değil mi?”

Köylü, Atatürk’ün saflığına inanmış iyiden iyiye gülüyordu. Konuşmanın tadını çıkardığı için keyiflenmişti de biraz. Kestirip attı : “Bırak su sağarı Allasen, biz onun buralardan gelip geçtiğini çok gördük. Yakasına yapışsak acep derdimizi duyurabilir miyiz?”

Atatürk sordu : “Adin ne senin Ağa?”

“Halil… Köylük yerde sorsan, Halil Aga derler…”

“Demek varlıklısın?.. Ağa dediklerine göre.”

“Acık çiftimiz- çubuğumuz varken adımız ağa’ya çıkmış.”

“Peki Halil Ağa, bu senin işin beni bayağı meraklandırdı. Benim bildiğime göre, bir çiftçinin üretim aracı elinden alınmaz. Sen aldılar diyorsun. Hadi kaymakam öyle, vali böyle diyelim; eeee peki bir başvekil Ismet Pasa var bilir misin?”

“Bilmez olur muyum, beyim?”

“Tamam öyleyse, hemen her hafta Istanbul’a geliyor. Florya Köşkü’ne iniyor. Köşk de şuracıkta. Bir gün kapıda bekleseydin de derdini dökseydin ona… Herhalde çaresini bulurdu.”

“Sen benim konuşmamdan hoşlaştın, gönül eyliyorsun. Ama bak şimci, tutalım gittim vardım, beni o kapıya koymazlar ya…Tutalım ki kodular, koskoca Ismet Pasa’mızı göstertmezler ya. Tut ki gösterdiler ya ona halimi nasıl yanacağım hele; o sağarın sağarı! Hec işitmez beni…”

Nuri Conker, lafa karışmak istedi, Atatürk bir hareketiyle onu durdurdu.

“E peki, bakalım bu dediğime ne bulacaksın!” dedi

“Atatürk koca yaz şuracıkta oturup duruyordu. Gitseydin, çıksaydın önüne, anlatsaydın halini. O da seni yüzüstü bırakacak değildi ya!..”

Köylü iyice keyiflenmiş, gülüyordu. “Sen ne diyorsun bey?” dedi. “Mustafa Kemal Pasa Atatürk’ümüzün yüzünü görmek için Peygamber gücü gerek… Hem, tut ki gördük. Yiyip içmekten, işinden gücünden başını kaldırıp bizim öküzün arkasından mı seyirecek?..”

Halil Ağa, sigarasının son nefesini ciğerlerine doldururken, Atatürk’ten yeni aldığı sigarayı da kulağının arkasına yerleştiriyor, çiftinin başına gitmeye hazırlanıyordu. Konuşacak bir şey de kalmamıştı. Atatürk köylünün omuzuna elini koyarak, “Senden hoşlandım Halil Ağa” dedi.

“Bir gün köyüne de gelir, bir ayranını içerim. Açık yürekli bir vatandaşsın. Ama yine de sana söylüyorum, hakkını kimsede bırakma ara!..”

Döndüler, arabaya bindiler. Halil Ağa, onları uğurladı.

“Meraklanma beyim, evelallah hec kimse bizim hakkımıza el değdiremez. Fakat bu, Devlet Baba’ya borçtur. Ödenmesi gerek… Otomobil hareket etti. Atatürk’un canı sıkılmıştı.

“Bir uygun yerden donelim, tadı kaçtı bu işin!..” dedi. Dönüş yolunda Atatürk konuşmuyor, sigara üstüne sigara yakıyordu. Yüzünde ince bir keder vardı.

“Yahu çocuk, şu Halil Ağa’nın vergi borcundan öküzünü satmışız, merkeple çift sürüyor, hala da ‘Devlet Baba’ diyor. Ne mübarek millet, bu millet!..”
Köşke döndüklerinde Atatürk yaverine emretti:

“Şimdi” dedi: “Istanbul’da ne kadar bakan, milletvekili varsa hepsini telefonla bulacaksın!..

Bu akşam kendilerini yemeğe bekliyorum. Ayrıca Vali Muhittin Üstündağ ile Ismet Paşa’yı bul, onlara da haber ver.”

Yaver odadan çıktı. Atatürk, Nuri Conker’e döndü:

“Şimdi sen de arabayla çıkıp o Halil Ağa’ya gideceksin. Ona benim kim olduğumu söyleme. Tüccar, zengin bir adam filan dersin. ‘Seni sevdi, sana öküz alıverecek’ diye bir şeyler söyle, kandır. Kuşkulandırmadan al getir buraya.”

O akşam Atatürk’un sofrasında Başbakan Ismet Inönü, bakanlar, milletvekilleri ve Istanbul Valisi Muhittin Üstundag’dan oluşan yirmi beş konuk vardı.

Atatürk, “Bu akşam soframıza efendimiz gelecek” dedi. “Kendisine nasıl davranacağınızı çok merak ediyorum.”

Bir süre sonra içeri başyaver girdi ve Atatürk’ün kulağına bir şeyler söyledi.
Atatürk “Buyursun!” dedi.

Başyaver kapıyı açıp da Halil Ağa, gündüz konuştuğu beyin sofranın başında oturduğunu, yani başında da Ismet Paşa’nın yer aldığını görünce, şaşkınlıktan dona kaldı. Dizlerinin bağı çözülmüştü. Atatürk onu görünce ayağa kalktı. Arkasından tüm konukları da ayağa kalktılar. Atatürk son konuğunu, “Hoş geldin Halil Ağa” diye karşıladıktan sonra kendisini sofradaki konuklarına tanıttı:

“Işte beklediğimiz, Efendimiz” dedi.

Nuri Conker, Halil Ağa’yı Atatürk’ün sağ başına oturttu, kendisi de yanındaki sandalyeye geçti. Atatürk, sofradakilere, o gün köşkten Conker’le birlikte nasıl kaçtığını, Halil Ağa’yı, bir yanında öküz, bir yanında merkeple çift sürerken nasıl gördüğünü, sigara yakmak bahanesiyle nasıl kendisi ile konuştuğunu ayrıntılı bir şekilde anlattıktan sonra şöyle dedi:

“Şimdi gerisini Halil Ağa ile birlikte yanınızda tekrarlayacağız. Ben sorduklarımı baştan soracağım Halil Ağa da orada bana söylediklerini olduğu gibi tekrarlayacak.”

Halil Ağa’ya dondu : “Bak beri, Halil Ağa” dedi. “Sen bu aksam benim baş misafirimsin. Senin açık sözlülüğünü pek çok beğendiğimi bugün söyledim. Konuşmamızdan sonra sana hiçbir zarar gelmeyecek. Öküzünü de alacağım. Ama şimdi ben tarlada sorduklarımı baştan soracağım, sen de orada söylediklerini aynen tekrarlayacaksın.

Işte soruyorum : ‘Bakıyorum sapanın bir yanında öküz, bir yanında merkep koşulu. Öküzün yok mu senin?”

Halil Ağa dudakları titreyerek Atatürk’ün ayağına kapanacak oldu. Atatürk önledi : “Yoo, bak böyle şey istemem. Soruyorum cevap ver.”

Soru - cevap valiye kadar aynen tekrarlandı. Sofradakiler, soluk almadan konuşmayı izliyorlardı. Ürkütücü sorulara gelmişti sıra. Atatürk sordu : “Peki Istanbul şuracıkta, gideydin valiye, anlataydın derdini, onun işi bu değil mi?”
Vali Muhittin Üstündağ, Hali Ağa’nın ancak iki metre ötesinden kendisine bakıyordu. Nasıl desin? Ter basmıştı iyice, işi savuşturmanın yoluna kaçtı : “Vali paşamızı biz görüp dururuz buralarda. Eteğine düşsek derdimizi duyurabilir miyiz ki…”

“Olmadı bu, Halil Ağa… Bana dediğin gibi, dosdoğru…”

“Böyle demedik mi beyim?..”

“Ya, ben mi yanlış anladım?.. Dur soralım bakalım Nuri’ye. Nuri, böyle mi dedi bize Halil Ağa?”

Nuri Conker karşılık verdi. “Hayır Paşam!..”

“Gördün mü?.. Demek aklında yanlış kalmış. Hani bir şey dediydin sen, vali neden duymazmış?.. Aynen bana söylediğin gibi söyle.”

Halil Ağa kekeleyerek konuştu:

“Köylük yerinde bizim dilimiz sağar demeye alışmıştır, paşam” dedi. “Kusura kalma gayri…”

Atatürk gülmeye başladı : “Diplomatsın ki, yaman diplomatsın, Halil Ağa… Ama şimdi diplomatlık sırası değil, doğruyu konuşacağız… Söyle bana, orada dediğin gibi…”

Halil Ağa gözünü yumup, başını yere eğdi : “Şaşırmışım, ağzımdan yanlışlıkla ‘Bırak bu sağarı’ diye bir laf kaçırmışım…” Sofrada gülüşmeler başlamıştı.

“Hadi buna da oldu diyelim. Gecelim gerisine:

“E, peki bir Başvekil Ismet Pasa var, bilir misin?”

Halil Ağa, Ismet Paşa’nın yüzüne baktı ve gözlerini yere indirdi : “Şanlı Ismet Paşamız bilinmez olur mu hiç? O bugüne bugün…”

Atatürk Halil Ağa’yı durdurdu. “Bırak şimdi övgüleri” dedi. “Ben lafın gerisini getireyim : Tamam öyleyse, hemen her hafta Istanbul’a geliyor, Florya Köşkü’ne iniyor, köşk de şuracıkta. Bir gün kapıda bekleseydin de derdini dökseydin ona. Herhalde bir çaresini bulurdu.”

Halil Ağa yine kaçamak yanıt verdi : “Kapıya koymazlar ya bizi, koysalar da şanlı paşamıza öküzümüzü mü yanacağız!..”

Atatürk’ün sesi iyice sertleşti : “Beni uğraştırma, Halil Ağa” dedi. “Erkek adam sözünü yalamaz. Ne dediysen, tıpkısını tekrarlayacaksın!..”

Halil Ağa ürktü, toparlandı. Başını yine yere gömüp konuştu : “Şanlı Paşamıza da sağar dedikti ya…”

“Yalnız sağar değil, ’sağarın sağarı’ değil miydi?”

Halil Ağa yere eğik başını acıyla salladı : “Öyle dedikti paşam, doğrusun!..” diyebildi.

Atatürk, Ismet Paşa konusunda daha fazla ısrar etmedi, sözü kendine getirdi.
“Son soruyu sorayım şimdi” dedi. “Bunun da karşılığını ver, öküzünü al git.”

“Koca yaz şuracıkta Atatürk oturmuyor mu? Gitseydin, çıksaydın önüne, anlatsaydın halini. O da seni yüzüstü bırakacak değildi ya?”

“Hiç bırakır mı Aslan Paşam benim!.. Erip erişir de tarlama dek gelir, halimi dinler.”

“Bırak bunları Halil Ağa, dediğini tekrarla.” Halil Ağa birden diklendi.
Her şeyi göze almış insanların yiğitliği içinde doğruldu. Atatürk’ün gözlerinin içlerine bakarak konuştu.

“Işte bunu demem Paşam” dedi. “Ağzıma ataş doldur, iste bunu demem!”

Atatürk gülmeye başladı : “Zorlatacak bizi bu Halil Ağa, laf anlamıyor.” dedi. “Mustafa Kemal Pasa Atatürk’ümüzün yüzünü görmek için, Peygamber gücü gerek demiştin, yanılmıyorsam. ‘Görsem de, işinden gücünden, yiyip içmekten başını kaldıracak da bizim öküzün arkasından mı seğirtecek’ demiştin.”

Halil Ağa’nın gözlerinden yaşlar inmeye başladı. Taş kesilmiş, duruyordu. Atatürk konuşmasını içtenlikle sürdürdü : ‘Atatürk de işi içkiye vurmuş, sarhoşun biri’ demeye getirdin ya fazla üstelemeyeyim” dedi.

“Şimdi bak beni dinle, Halil Ağa… Seni şu kadar üzmemin sebebi, şunu anlatmak içindi : Şu gördüğün altı bay hükümet… Yani, biri Başbakan, ötekiler de Bakan! Memlekete göz kulak olacak, işleri evirip çevirecekler diye bu makama getirilmişler. Bir kanun gerekti mi, bu baylar hemen sıvanırlar, Isviçre’den mi olur, Italya’dan mı olur, Fransa’dan mı velhasıl neredense, bir kanun buluştururlar, Türkçe’ye çevirtirler, sonra basıp imzayı gönderirler Büyük Millet Meclisi’ne… Bu Millet Meclisi dediğim, şu altı baştan senin yanına kadar olan beyler. Kanun bunlara gelir. Bunlar da ‘hükümet elbette incelemiş, gerekeni düşünmüştür, benim ayrıca zorlanmama gerek yok’ derler ve kaldırırlar parmaklarını, olur sana bir kanun!.. Ama sonra bir vergi memuru gelir, vergi borcundan Halil Ağa’nın öküzünü çeker, satar… Halil Ağa da tarlasını bir yanda merkep, bir yanda öküz, ırgalana ırgalana sürmeye çalışır. Ama üretim düşermiş, ekim zorlaşırmış, kimin umurunda… Sonra ben bunları görürüm, içim kan ağlar, işitirim, tasalanırım! E, hakça söyle bakalım şimdi Halil Ağa… Sen benim yerimde olsan, efkar dağıtmak için, bunları bu beylerle konuşmak için içmez misin? Ama sonra da Halil Ağa tutar, sana ’sarhoş’ der…”

Halil Ağa’nın dili çözülmüştü : “Öyle diyen yok haşa!.. Dinden çıkmak gibidir… Buldun mu bunu, hacısı da içer, hocası da içer…”

Atatürk sordu : “Peki sen de içer misin?”

“Hiç bulunur da içilmez olur mu, Paşam?.. Içeriz ki, tıpkı şerbet gibi!..”

Atatürk hizmet edenlere işaret etti, kadehleri doldurttu. Kendi kadehini Halil Ağa’ya uzattı:

“Hadi bakalım Halil Ağa” dedi. “Sağlığına içelim.”

Halil Ağa, “Koca Allah, benim ömrümden de sana pay düşürsün Paşam, sağlık düşürsün” dedikten sonra Halil Ağa, edeple başını kenara çevirdi, eline verilen kadehi bir yudumda boşaltıverdi. Yüzü kızarmış, gözleri parlıyordu. Ellerini dizlerinin üzerine koyarak Atatürk’e döndü:

“Yunan’ı denize döktün Paşam, bayrağımızı başucumuza diktin. Benim gibi bir köylü parçasını sofrana alıp içirdin, sana duaya bilem dilim dönmez ki… Nideyim ben şimdi? Bırak ki oh paşam, ayağını öpem…”

Halil Ağa, Atatürk’ün ayağını öpmek için davranınca, Atatürk onu sıkıca tuttu ve bu hareketi yapmasını önledi. Halil Ağa bu kez, Atatürk’ün ellerine sarıldı, ellerini öpmeye başladı : “Bayrağımız gibi sen de başımızdan eksik olma inşallah! Sana her kim düşman ise, onun yeri senin ayağının altı olsun!.. Gayri bana izin, koca Paşam!..”

“Yemek yemedin!..”

“Yemek kolay… Meraklanır çocuklar, ben köyüme döneyim.”

Atatürk Nuri Conker’e işaret etti.

Conker kalkıp Halil Ağa’nın yanına geldi, kalktı. Halil Ağa, önce Atatürk’ü, sonra sofradakileri selamlayıp kapıya doğru edeple geri geri çekildi. Kapı kapandığı zaman Atatürk sofradaki öteki konuklarına döndü : “Efendimizin halini gördünüz mü beyler?” dedi. “Devlet size böyle davransa, siz ne yaparsınız? Mübarek millet bu, adam millet bu… Şimdi bu adam milletin karşısında ‘adam olmak,’ bize düşüyor !..”

Sofrada kesin bir sessizlik vardı. Kimse gözlerini Atatürk’ten
ayıramıyordu : “Halil Ağa’nın öküzünü satıp, üretimini aksatan kanunu ya biz yaptık ya da bizim yaptığımız kanun yanlış yorumlanarak Halil Ağa’nin öküzünü satıyor. Ikisi de bence birbirinden farksız… Böyle bir kanun yaptıksa, memleket çıkarlarına aykırıdır. Nasıl yaparız, nasıl yapmışız bunu? Eğer yaptığımız kanun doğru da, yorumlaması yanlış oluyorsa, o zaman sormak lazım. Hükümet nasıl bir yönetim içindedir? Sonra unutmayın ki, olay İstanbul’da geçiyor. Bunun Van’ı var, Bitlis’i var, kıyı bucak ilçesi var; acaba oralarda neler oluyor?
Bu çark iyi dönmüyor beyefendiler!..”

*

Düşünün o gün iyi dönmeyen bu çarkın göbeğinde bugün ilaveten nereler var...
__________________
emre baş 05.02.1965
kuyruksuzbalık isimli üyemiz çevrimdışıdır. (Offline)  
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
Alt 18-08-2008   #2 (permalink)
ZIPKINCI
 
Türkay Demiroğlu - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 20-12-2006
Nerden: İstanbul
Mesajlar: 657
Türkay Demiroğlu - MSN üzeri Mesaj gönder
Cevap: O günkü çark mı, bugünkü çark mı ?

Sevgili Emre eline emeğine sağlık.
Bugün çark dönüyorda hep başımızdakilerin menfaatine doğru dönüyor.
Kendileri halkın çarkına zıçtılar çoktan.
__________________
Türkay Demiroğlu
İstanbul-Fındıkzade
1967
Türkay Demiroğlu isimli üyemiz çevrimdışıdır. (Offline)  
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
Alt 19-08-2008   #3 (permalink)
ZIPKINCI
 
EGELİ79 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 21-02-2007
Nerden: İZMİR-BALÇOVA
Mesajlar: 622
EGELİ79 - MSN üzeri Mesaj gönder
Cevap: O günkü çark mı, bugünkü çark mı ?

Emre abi eline emeğine sağlık bir yazının içinde MUSTAFA KEMAL ATATÜRK varsa nefes almadan okurum ve kıymet bilmeyenlere kıymetini anlatırım.
başımızdakiler ATAMIZIN onda biri olsa bu ülke 20 sene daha ileride olurdu ama şimdi bir ileri
iki geri yapıyoruz.ALLAH SONUMUZU İYİ ETSİN...
__________________
BÜLENT DÜRÜST
MORDOĞAN
1979


''Hepimiz başkalarını kendi yüreğimizde
taşıdığımız biçimde görürüz''
EGELİ79 isimli üyemiz çevrimdışıdır. (Offline)  
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
Alt 19-08-2008   #4 (permalink)
ZIPKINCI
 
Bora KANBAR - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 19-07-2007
Yaş: 25
Mesajlar: 424
Cevap: O günkü çark mı, bugünkü çark mı ?

Bir çok bu tarz yazı okudum ama buna hiç denk gelmemişim. ATAM gene asilliğini göstermiş. "ananıda al git" diyene okutmak lazım bunları. Asıl efendinin halk olduğunu hatırlatmanın vakti geldi de geççiyor bile...
__________________
Bora KANBAR
1983
İZMİR
Bora KANBAR isimli üyemiz çevrimdışıdır. (Offline)  
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
Alt 19-08-2008   #5 (permalink)
ZIPKINCI
 
balikciguzeli34 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 25-06-2006
Nerden: istanbul
Yaş: 22
Mesajlar: 613
balikciguzeli34 - MSN üzeri Mesaj gönder balikciguzeli34 - YAHOO üzeri Mesaj gönder
Cevap: O günkü çark mı, bugünkü çark mı ?

kimileri milyarlık maaş alıp vergi vermezken acuk kazananlar ekmeğinden oluyor vergi yüzünden.
kimilerinin se gemicikleri var artık
?????????????????????????????????????????????????? ???????
__________________
doğan dinçer çapkan
18.10.1986
istanbul-büyükçekmece
0544 577 38 18
0538 629 05 03
LiFE GUARD
So OtHeRs MaY LiVe
0Rh+
balikciguzeli34 isimli üyemiz çevrimdışıdır. (Offline)  
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
Alt 19-08-2008   #6 (permalink)
ZIPKINCI
 
Üyelik tarihi: 30-10-2007
Nerden: izmir-antalya-istanbul
Mesajlar: 635
kuyruksuzbalık - MSN üzeri Mesaj gönder
Cevap: O günkü çark mı, bugünkü çark mı ?

Her selam eylediğin birşey verir, birşey alır..
Selam saldıklarında bişi yoksa senden alınır..
__________________
emre baş 05.02.1965
kuyruksuzbalık isimli üyemiz çevrimdışıdır. (Offline)  
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
Alt 19-08-2008   #7 (permalink)
uA
ZIPKINCI
 
uA - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 12-09-2005
Nerden: kocaeli
Yaş: 33
Mesajlar: 1.037
Cevap: O günkü çark mı, bugünkü çark mı ?

bir öküz satıldı yer yerinden oynadı..
ya şimdi memleketi satttılar
herkez seyrediyor.
__________________
Burak Kavçin - 17 mayıs 1975
Kocaeli-Marmara

************************************************** *
uA isimli üyemiz çevrimdışıdır. (Offline)  
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
Alt 19-08-2008   #8 (permalink)
ZIPKINCI
 
Üyelik tarihi: 30-10-2007
Nerden: izmir-antalya-istanbul
Mesajlar: 635
kuyruksuzbalık - MSN üzeri Mesaj gönder
Cevap: O günkü çark mı, bugünkü çark mı ?

Kabağın Sahibi Vardır Elbet !
Vaktiyle bir derviş, nefisle mücadele makamının sonuna gelir. Meşrebin usulünce bundan sonra her türlü süsten, gösterişten arınacak, varlıktan vazgeçecektir. Fakat iş yamalı bir hırka giymekten ibaret değildir. Her türlü görünür süslerden arınması gereklidir.. . Saç, sakal, bıyık, kaş, ne varsa hepsinden.
Derviş, usule uygun hareket eder, soluğu berberde alır. - Vur usturayı berber efendi, der. Berber dervişin saçlarını kazımaya baslar. Derviş aynada kendini takip etmektedir. Başının sağ kısmı tamamen kazınmıştır. Berber tam diğer tarafa usturayı vuracakken, yağız mı yağız, bıçkın mı bıçkın bir kabadayı girer içeri. Doğruca dervişin yanına gider, başının kazınmış kısmına okkalı bir tokat atarak : - Kalk bakalım kabak, kalk da tıraşımızı olalım, diye kükrer. Dervişlik bu… Sövene dilsiz, vurana elsiz gerek. Kaideyi bozmaz derviş. Ses çıkarmaz, usulca kalkar yerinden. Berber mahcup, fakat korkmuştur. Ses çıkaramaz. Kabadayı koltuğa oturur, berber tıraşa başlar. Fakat küstah kabadayı tıraş esnasında da sürekli aşağılar dervişi, alay eder : ‘Kabak aşağı, kabak yukarı.’ Nihayet tıraş biter, kabadayı dükkândan çıkar.
Henüz birkaç metre gitmiştir ki, gemden boşanmış bir at arabası yokuştan aşağı hızla üzerine gelir. Kabadayı şaşkınlıkla yol ortasında kalakalır. Derken, iki atın ortasına denge için yerleştirilmiş uzun sivri demir karnına dalıverir. Kabadayı oracığa yığılır, kalır. Ölmüştür. Görenler çığlığı basar.
Berber ise şaşkın, bir manzaraya, bir dervişe bakar, gayri ihtiyarî sorar: - Biraz ağır olmadı mı derviş efendi?
Derviş mahzun, düşünceli cevap verir: - Vallahi gücenmedim ona. Hakkımı da helal etmiştim. Gel gör ki kabağın bir sahibi var. O gücenmiş olmalı!
Hikâye böyle… Ama hayat da böyle… Ensemize, kafamıza vurup vurup dalga geçen sahte kabadayıların, kabağın da bir sahibi olduğunu, bu sahibin de en affetmeyeceği şeyin kibir ve kul hakkı yemek olduğunu unutmaya başlayanlar, koltuklarına, makamlarına, rantlarına yapışanlar anlayacaklardır …….
Gününüz , ömrünüz güzel olsun…….. sevgilerle..
__________________
emre baş 05.02.1965
kuyruksuzbalık isimli üyemiz çevrimdışıdır. (Offline)  
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
Alt 19-08-2008   #9 (permalink)
ZIPKINCI
 
tck911 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 01-02-2007
Nerden: Black Sea
Yaş: 28
Mesajlar: 2.208
tck911 - MSN üzeri Mesaj gönder
Cevap: O günkü çark mı, bugünkü çark mı ?

Ellerine sağlık Emre Abi;
Devletini, Milletini düşünen adam gibi adammış, Şimdikilerin adını bile anmamak lazım.
Kabak hikayesi de çok güzelmiş, Şimdiki vatandaşların ne kabakla ne sahibi ile işi oluyor.
Ne kanun korkusu Ne de Allah korkusu kalmış.
Paylaşım için teşekkürler.
__________________
"Tolga Can KULAKCI - *CMAS* - 0 Rh (+) - NE MUTLU TÜRKÜM DİYENE "
Sular yükselince, balıklar karıncaları yer. Çekilince de karıncalar balıkları.
Kimse bugünkü üstünlüğüne ve gücüne güvenmemelidir.
Çünkü kimin kimi yiyeceğine su karar verir.
tck911 isimli üyemiz çevrimdışıdır. (Offline)  
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
Alt 20-08-2008   #10 (permalink)
ZIPKINCI
 
Üyelik tarihi: 30-10-2007
Nerden: izmir-antalya-istanbul
Mesajlar: 635
kuyruksuzbalık - MSN üzeri Mesaj gönder
Cevap: O günkü çark mı, bugünkü çark mı ?

“Bu memleket, dünyanın beklemediği, asla ümit etmediği bir müstesna mevcudiyetin yüksek tecellisine, yüksek sahne oldu.
Bu sahne 7 bin senelik, en aşağı, bir Türk beşiğidir. Beşik, tabiatın rüzgarları ile sallandı. Beşiğin içindeki çocuk tabiatın yağmurları ile yıkandı. O çocuk, tabiatın şimşeklerinden, yıldırımlarından, kasırgalarından evvela korkar gibi oldu; sonra onlara alıştı; onları tabiatın babası tanıdı; onların oğlu oldu. Bir gün o tabiat çocuğu tabiat oldu; şimşek, yıldırım, güneş oldu, Türk oldu. Türk budur; yıldırımdır, kasırgadır, dünyayı aydınlatan bir güneştir.”
M.Kemal Atatürk

”Türkiye, Atatürk’ü Allah’a borçlusun, geriye kalan her şeyi de Atatürk’e…” Daniel Dumoulin ..... demiş elin adamı !!!
__________________
emre baş 05.02.1965
kuyruksuzbalık isimli üyemiz çevrimdışıdır. (Offline)  
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Bookmarks



Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
You may not post new threads
You may not post replies
You may not post attachments
You may not edit your posts

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-KodlarıKapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık

rgtcolumn




Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 03:56 .


Copyright ©2000 - 2008, Jelsoft Enterprises Ltd.
Content Relevant URLs by vBSEO 3.1.0

1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 101 102 103 104 105 106 107 108 109 110 111 112 113 114 115 116 117 118 119 120 121 122 123 124 125 126 127 128 129 130 131 132 133 134 135 136 137 138 139 140 141 142 143 144 145 146 147 148 149 150 151 152 153 154 155 156 157 158 159 160 161 162 163 164 165 166 167 168 169 170 171 172 173 174 175 176 177 178 179 180 181 182 183