| siz ne dersiniz...? Yıllar geçse de, insana dair gerçekler hep geçerli oluyor.
Genelleyebildiğim iki tip insan huzuru ve mutluluğu yakalayamıyor, kimler mi ;
Bunlardan bir kısmı; mutluluğunu gelecekte yaşayacakları olaylara gore sabitleyenlerdir. Bu insanlar mutlu olabilmelerini gelecekte olmasını bekledikleri bir takım şartların yerine gelmesine bağlarlar ve farkına varmadan da hayatlarını ertelerler. Çünkü mutluluklarını ileride olmasını bekledikleri şartlara bağlamışlardır. Dolayısı ile gelecek beklentisi, adeta bugünlerine ipotek koymuştur.
Oysa mutluluğumuzu engellen asıl şey, beklentilerimizin gerçekleşmesinden sonra mutlu olabileceğimize inanmamızdır.
Diğer kısım ise; geçmişte yaşamaya devam edenlerdir. Öyle ki geçmişte yaşadıkları bir an veya olayla sürekli olarak kendilerini sorgulayarak geçirirler. Akıllarında ki düşünceler, sürekli olarak geçmişe yönelik eğer ve keşke ile başlıyordur. Sürekli olarak kötü tecrübelerini, neden hata yaptıklarını anlatır veya uğradıkları bir haksızlık sonucu hayatlarının nasıl kısıtlandığını yakınarak yaşarlar. Geçmişte yaşamaya o kadar takılmışlardır ki onlarda bugünü ıskalarlar. Oysa keşkelerle değil bir daha ki sefere demeye başlamaktır çoğu zaman yapılması gereken.
Mutluluk ise yaşanılan andadır. Ne geçmişten çıkıp, ne gelecek beklentisinden dönüp, bugüne gelemeyenler için mutluluk yaşanabilir bir duygu olamaz.
Geçmiş yüklerle doludur. Herbirimizin yükü de bir diğerinden farklıdır.
Kafamızda devam eden geçmişin savaşı yüzünden, geleceğe yönelik çözüm üretmekten uzaklaştığımızı görüp algılayamayız çoğu zaman.
Kimimizin yükü yaşadığı bir ilişkidir oysa ilişki çoktan bitmiştir. Bitenin ardından sürekli verdiğimiz emeğin, yaptığımız sevgi yatırımının haksızlığa uğradığını düşünürüz çoğu zaman kırgın ve öfkeliyizdir. Kimimize çocukluğumuzda alamadığımız sevgi, yük olmuştur. Hatta bu yükün etkisiyle beğenilmek ve sevilmek için o kadar çok çaba harcarız ki, sevmeyi unutur, yanlızca sevilme uğraşında olan biri olur çıkarız.
Geçmişin yüküyle yaşayan insanlar yorulurlar. Gittikçe herşeye karşı (en başta da kendilerine karşı) bir hoşgörü kaybı oluşmaya başlar. Çoğu zaman niye olduğunu da bilmeyiz ve akabinde de gittikçe hırçınlaşmaya başlarız.
Hayatımız değişik safhalardan oluşur. Bazen basamaklar çıkarız birbiri ardına bazen de ineriz üçer beşer…. İşte hayatımızın bir sonraki safhasında bir öncekinin gölgesinde yaşamakı istemiyorsak, yaşadığımız her ana, olaya, ilişkiye hakkını vermek istiyorsak, yapmamız gereken tek şey bu yüklerden kurtulmamız gerektiğine inanmamız ve kurtulmamızdır. Dolayısı ile :
***Mutlu olabilmek, bugünümüzü yaşayabilmenize bağlıysa
***Bugünümüzü yaşayabilmek ise taşıdığımız yüklerden kurtulmamıza bağlıysa,
***Üzerimizdeki yüklerden kurtulmamız da, her ne olurlarsa olsunlar, onları ve kendimizi affetmemize bağlıdır.
İsterseniz hemen şimdi herkesi affedin, kendinizi de tabii ki ! Hesabınızı bitirin onlarla. Böylece onların da, sizinle devam eden hesaplarını bitirmelerine yardımcı olursunuz.. Yaşadığınız en kötü olayın, ilişkinin, deneyimin bile sizi güçlendiren izler bıraktığını unutmayın. Ne olursa olsun KENDİNİZİ AFFETMEYİ UNUTMAYIN.
Siz Affettikçe hafiflediğinizi göreceksiniz. Böylece olmadık hırslardan, alınganlıklardan, suçluluk duygusundan ve birtürlü içinden çıkamadığınız kavgalardan arınmaya başlayacaksınız. Böylece aklınızı, fikirlerinizi, düşüncelerinizi, enerjinizi kendiniz için verimli alanlara kullanabileceksiniz ve tabii ki başarılarınızın arttığını göreceksiniz.
Affetmeye ve affedilmeye hepimizin ihtiyacı olduğunu unutmayın.
svg ler ve syg lar
__________________ emre baş 05.02.1965 |