| Türk felsefesi Dün Felsefe ile ilgili bir kitaba takıldım. Tercüme bir kitap. Anla anlayabilirsen, sanırım tercümeyi yapanda anlamamıştır. Yahu dedim kendi kendime, aslında bize ve topluma ne kadar uzak işler bunlar ama hakikaten böyle mi olmalı. Biz kendi düşünce biçimimizi, hatta Türk Felsefesini neden yaratamıyoruz. Yaratabilirsek bile bu felsefe kendini spekülatif tarzda yani hayattan ve kültürden kopuk bir biçimde fil dişi kulede sadece kavramsal ve çıkarsama düzleminde hapseden bir felsefe olmamalı. Bizde tefekkür edebiyat ile bütünleşmiştir, şiir ile bütünleşmiştir, sanatla bütünleşmiştir. Hatta pratik hikmet diyebileceğimiz irfan ile bütünleşmiştir. Tüm bunları gözden uzak tutarak Türkiye’de özgün bir felsefe oluşturmak mümkün mü? Elbette felsefe edebiyat değildir, sanat değildir, pratik bilgelikten fazla bir şeydir. Ama felsefe bunlardan istifade etmeli ve bunlarla birlikte bir tefekkür oluşturmalıdır. Türk edebiyatından kopuk, Türk şiirini hissetmeyen, Türk sanatlarından tamamen uzakta ve Türk pratik bilgeliğinin felsefece ne anlama geleceğini asla düşünmeyen bir felsefeyi hayatımıza ne oranda dahil edebiliriz ? Ancak bu noktada üzerinde önemle durulması gereken bir husus var. Bir felsefenin tutarlılığı iç hesaplaşmasının sağlamlılığından gelir. Bir takım heyecanları gerektirse de heyecanlara sürüklenmez. Doğası gereği sanatçının dünyasında her zaman duygu taşmaları ile karşılaşmak mümkündür. Filozoflar coşkuyu, coşkuyla gelen sereserpeliği sanatçılara bırakmışlardır. Felsefe duygu taşmalarından çok sabrı, dış dünyada dağılışlardan çok iç dünyada arayışları gerektirir. O yüzden filozoflar arasında arkadaşını kurşunlayan ya da kulağını kesen birine rastlamak pek mümkün değildir. Eğer felsefe bizimse kendi zenginliğini Türkçe’de bulan bir felsefe olmalı. Eğer bu topraklarda oluşturulmak istenen düşünce tarzı Türkçe’nin farkına varmadan, onun taşıdığı üslupları içine sindirmeden, onun miraslarına nüfus etmeden sadece tercüme ediyoruz diyerek kendi ürettiğimiz ve kerameti kendinden menkul bir dille yapılacaksa bunun hayata geçirilme zorluğunu hep beraber tartışmamız gerekir. Hayatımıza monte edebileceğimiz bir felsefeden bahsediyorsak bu bizim dilimizden çıkmalı. Ama hemen şu yanlış anlamayı da ortadan kaldırmak gerekir. Onu evrensel boyuttaki felsefe ile karşı karşıya getiren onlardan tercümeler yaparak ama onlara da tercümeler yaparak bu dilin sınanması, bu dilin zenginleştirilmesi gerekir. Bu felsefenin çıkış noktası yerel ama ufku evrensel olmalı yani kaynağında bizim kavrayışında evrensel olmalı. Felsefe kültürün içinde yerini bulur. Yerel kültürün doğurgan bir düşünce kaynağı haline gelmesinde felsefenin yadsınamaz rolü vardır. Eğer bize özgü bir düşünce tarzı, bir felsefe geliştireceksek bu sahip olduğumuz kültürde kendimizi ifade ettiğimiz bir dil olmalı. Bizim dilimize baktığımızda tam bizim düşünce tarzımızı, tefekkürümüzü yansıtan aynı zamanda Batı dillerine tercüme etmekte zorlanacağımız belki de tercüme edemeyeceğimiz terimlerle, kavramlarla karşılaşırız. Örneğin karşılığında ne dersek diyelim, tercüme etmekte çok zorlanacağımız bir kelime. Gönül. İster kalp, ister yürek diyelim tam tercüme edemeyiz. Ama bu kültürde yetişmiş olanlar bunu çok iyi anlarlar. Çünkü bizim yaklaşımımız adeta bir gönül medeniyetidir. Gönülden konuşuruz, gönülden severiz, gönülsüz olabiliriz belki de hakikati anladığımız yerdir gönül. Kısacası bana göre gönülsüz bir Türk düşüncesini ortaya koymakta epey zorlanırız. Batı dillerinde karşılığı tek kelime ile anlatılamayacak bir terim daha ; edep. Edep ölçüdür, kendini bilmektir, kendi sınırlarını bilmektir, kibar olmaktır, nerede ne yapacağını bilmektir. Hatta tasavvufta, Allah’ı her yerde görüyormuşçasına hareket etmektir. Kısacası zor tüketilecek bir kavramdır. Neden bu kavramlar üzerine felsefe yapmıyoruz. Bunlar bizim zenginliğimiz ama biz bu zenginliğin farkına varmıyoruz. Sadece montaj sistemlerle düşünce tarzımıza yön vermeye çalışıyoruz. Eğer bir gün bir Türk felsefesi olacaksa, bu felsefe kendi kültüründen aldığı ışıkla dünyayı bilen, onunla içli dışlı olan ve dünyayı en uzak köşelerine kadar kavrayan bir felsefe olmalıdır.
Svg.Syg.
maviboncukludelikanlı
__________________ Mustafa Sinan ACARSOY Samsun 1970 |