Rüya bu ya…
Vaktin birinde padişahın biri bir rüya görmüş. Rüyada denizin dibinde geziniyormuş. Uzakta dev bir karaltı fark etmiş.
Karaltı ona seslenmiş
-"Yaklaş ve beni gör. Benim özelliklerimi kavrarsan saadetin en büyüğüne ulaşacaksın" demiş.
Padişah tam yaklaşmaya karar vermiş ki o an da uyanmış. Uyanınca meraka kapılmış. Acaba gerçekten denizin dibinde böyle bir şey var mıdır?
Bu nasıl bir rüyaydı ve niçin ona yaklaşamamıştı?
Son anda dalgıçları toplamaya ve bu işin özelliklerini öğrenmeye karar vermiş.
-"Kim bana deniz dibinde gördüğüm şeyin resmini çizebilirse ona yeryüzünün en büyük ödülünü sunacağım" diye ferman çıkarmış ve bunu tellallar aracılığıyla tüm memlekete duyurmuş.
Dünyanın dört bir yanından dalgıçlar gelmiş. Her gelen dalgıç, verileceği bildirilen ödüllere bir an önce kavuşmak arzusuyla suya dalarak deniz dibindeki karaltının neye benzediğini anlamaya çalışmış. Sayısız dalgıç denize dalıp çıkmış. Kimisi, o bir hortumdur demiş; kimisi, o bir sütundur demiş; kimisi, o bir kamçıya benziyor demiş; kimisi, yayvan bir et parçasıdır demiş; kimisi de yan yana iki hançerdir demiş. Her dalgıç, kendi gördüğünün doğru olduğuna yemin ediyormuş. Padişah ise söylenenlerden bir türlü tahmin olamıyormuş.
Çünkü onun gördüğü karaltı dalgıçların söylediği bütün şekillerinden çok farklıymış...
Sabırla, onun tamamını kavrayacak ve onu olduğu gibi tarif edecek bir dalgıcın çıkmasını bekliyormuş. Sayısız dalgıç denize dalmış, çıkmış. Hiç birinin söylediği tam olarak diğeri ile örtüşmemiş. Sonunda danışmanlarından biri bütün bu parçaları birleştirmeyi akıl etmiş…
Bütün parçalar yerli yerine oturtulunca gövdesi, başı, kuyruğu, hortumu, sütun gibi ayakları ile ortaya bir fil çıkmış. Danışmanı çizilen resmi padişahın önüne koyunca, padişah büyük bir heyecanla:
-"Evet işte benim gördüğüm buydu!" demiş.
Çocuklar hep bir ağızdan:
-Peki, padişah kime ödül vermiş? diye sorunca yaşlı bilge, onların gözlerinin içine bakarak, şu cevabı vermiş:
-Bakın çocuklar, siz de o acemi dalgıçlar gibi tek unsurda kalıyorsunuz. Bunu aşın. Eşyayı önce bir harf olarak algılayın, sonra bütüne ulaşın. Eğer A’ya ‘A’ derseniz,
o kendisinden başka bir şey ifade etmez. Ama onu bir harf olarak görürseniz o hem alfabeyi, hem kendisini göstermiş olur…..
Çocuklar bu yanıt üzerine:
-Yani herkese ödül mü verilmiş? diye sorunca yaşlı bilge;
-Bundan size ne? diyerek sözlerine devam etmiş:
-Siz eğer ödüllere yada cezalara takılıp kalırsanız bu hikaye size hiçbir şey anlatmaz.
Şimdi ben size sorayım:
-’Fili sütuna benzeten' yalan mı söylemiş oldu? yahut
-'Fil bir hortumdur' diyen padişahı aldattı mı?
-Ya onu hançere benzeten?
-Hayır,
herkes kendi algılama kapasitesince onu kavrayabildi ve öyle anlattı. Kimse yanlış bir şey söylemedi. Ama hepsi eksik söyledi.
İşte çoğu doğruda böyledir. O yüzden size göre, ötekine göre değişir. Eğer doğruları üst üste koyabilir ve onlardan bütün meydana getirebilirseniz gerçeğe ulaşmış olursunuz.
Ama gerçeği asla tam olarak bilemeyiz. Mutlak ve sonsuzu ne kadar kavrayabiliriz ki !!!!!!!!!
Tabii durum böyle olunca sizin doğrularınız size, ötekilerin doğrusu onlar ait kalır ve herkes kendi doğrusunu daha sevimli bulur.
Herkes kendi doğrusunda ısrar edince de çatışma başlar. İşte işin özü de budur, der.
********
Şimdi ben bu rüyayı niye gördüm yada niye üç gün böyle bir rüya
uydurabilmek için bekledim inanın bilmiyorum ama bilen birilerinin olacağını çoooook iyi biliyorum

.
p.s. (bu da bir atasözü yazarımızdan alışkanlık oldu sanırsam) rüyanın yorumunu sorarsanız 3 gün bekleyeceksiniz derim… tabii aramızdaki rüya yorumcularına da kapımız açık
syg lar
p.s. bu sefer uyku tutmadı demeyeceğim...

bol rüyalı iyi uykular