| Ziya DENİZ Anısına ZİYA DENİZ
14 Kasım 1973 tarihinde Beşiktaş- İstanbul’da doğdu. Ailenin ilk çocuğu, ilk torunu oldu.
Herkes için gözde bir çocuk oldu. Tam 4 sene tek torun ve 5 sene tek çocuk olarak yetişti.
İlk kız kardeşi doğduğunda ağabeyliğin ne demek olduğunu bile anlayamamıştı. Burcunun genel özelliği olduğuna inandığı bir kıskançlığı söz konusuydu, kardeşini çok kıskanıyor ve bunu ‘büyüyünce ben Deryayla evlenicem’ diyerek belli ediyordu. Kısa bir süre sonra bir kardeşi daha oldu. Sanırım o sıralar artık ağabeyliğin ne demek olduğu net bir şekilde oluşmuştu. Zaten hayatı boyunca iyi bir ağabey oldu. Aynı zamanda iyi bir eğitmendi.
Tutkuları vardı. Vazgeçemediği ve paylaşamadığı şeyler…
Küçük ama onu çok mutlu eden şeyler…
Mesela çikolata, paylaşması imkansızlarından.
Hayvan aşığıydı. Sokakta bulduğu kedileri, evde küçük çapta tartışmalara neden olacağını bildiği halde dayanamaz alıp eve getirirdi. Bir süre vejetaryen olduğunu söyleyerek et ürünleri yemedi. Suyun altında dilediği gibi durabilmesi için gerekli vitaminlerin tam olması nedeniyle vejetaryenliği kısa sürdü
İlk kız kardeşi Derya doğduktan bir süre sonra Beşiktaş’tan Arnavutköy’e taşındılar.
İlkokulu ve ortaokulu semtlerinde bulunan okullarda okudu. Liseyi şişli endüstri meslek lisesinde elektrik üzerine okudu. Ama mezun olduğunda kesinlikle bu mesleğe dair bir üniversite okumak istemediğini biliyordu. Bu yüzden bir süre üniversiteye gitmedi.
Tam askerlik için hazırlandığı dönemde televizyonda İstanbul Üniversitesinin Sualtı Teknolojisi bölümünün varolduğunu gördü ve tekrar sınava girdi. Mülakat sınavlarını da geçmeyi başardı, çok sevdiği yüzmek ve dalmayı artık profesyonel olarak yapabilmenin şevkiyle dönem kaybı olmadan üniversiteyi bitirdi. ( bu sırada sevmediği bölümü okuduğu liseyi 6 senede bitirdi )
Üniversite bitmişti. Artık profesyonel dalgıçtı. Tabii bu seviyeye gelene kadar, onun için bir tutku olan zıpkıncılığı Arnavutköy akıntı burnu başta olmak üzere birçok yerde devam etti.
Tutulan balıklar çeşitli yerlerde satıldı. Yani her şey istendiği gibiydi.
Fakat semt karakolundan gelen bir emirle kısa bir sürede askerliğe başladı. Askerliğini denizci olarak yapmayı beklerken sürgün olmasından dolayı karada, hatta Ankara’da yapması onun için zor olmuştu. Ama disiplini sevmesi ona yardımcı olmuştu.
Askerliği döneminde ailesinin parçalanmasından dolayı, askerlik dönüşü annesi ve iki kız kardeşine bakma sorumluluğunu üstlendi. Bu konudaki sorumluluk duygusunu size askerliği ile ilgili yazdığı günlüğünden birkaç cümle ile ağabeyimin anlatmasını isterim;
‘son 3-4 ayım çabuk geçti, söylenenlerin aksine. Bide çıkınca vuracağım balıkları, kazanacağım paraları düşününce (pardon kazanacağım yada kazanmam gereken ama …)
Sabırsızlanıyor ve zamanı eritiyordum. Fakat şanssızız ya yeni haber yine strese soktu beni, üstelik denetleme stresi de vardı başımızda, bela oldu, stres2 oldu.
Haber mi ne? Ev satılmış annem ve kız kardeşlerim bizim büyük ağa tarafından resmen sokağa atılmışlardı. Gerçi bir ev almış Beşiktaş’ta. Bir sürü masraf ve bir sürü borç, daha gitmeden borç stresi. Üstelik ben kıtı kıtına yettirmeye çalıştığım askerlik paramdan daha da kısıp eve para gönderdim.’
Kendi sosyal yaşantısını umursamadan balık avlayarak ailesine baktı.
Tabii balık avcılığı haricinde işlerde de çalıştı. İzmir Aliağa’da yapılan boru hattı çalışmalarında bulundu. Askerlik döneminde tanışma fırsatı bulduğu birçok meslektaşıyla fikir alışverişi sayesinde Türkiye’nin birçok yerinde dalışlar yaptı.
Serbest salış dergisi okuyucusuydu ve Haziran-Temmuz 2003 sayısında yazdığı bir yazı yayınlanmıştı. Heyecanlı biriydi, dergiyi annesine göstermiş ve yazısını okutmuştu. Zaten her fırsatta oğluyla gurur duyan bir anneye sahipti.
Babası ise oğlunun başarılarını kıskanan bir yapıya sahipti. Hiçbir zaman oğlunun dalgıç olmasını istememişti. Hiçbir zaman da arkasında olmadı.
Evliliğe, üzerindeki sorumluluktan dolayı bir türlü sıcak bakamadı. Ama 2003’ün temmuz aylarında artık bir evlilik planı yapma aşamasına girdi. Kız kardeşinin sözünde bulunduktan bir hafta sonra ailesiyle kız arkadaşını tanıştırarak ciddiyetini bildirdi.
Ağustosun ilk günlerin de iş ortaklarıyla beraber aldıkları minibüsleriyle Datça’ya gitti.
7 ağustos 2003 tarihinde dalış yapmak için aşık olduğu denizden bir daha çıkamadı.
Jandarma, akut ve dalgıçların yaptığı aramalara rağmen denizde bulunamadı.
11 Ağustos 2003 tarihinde bulundukları yere yakın bir sahilde bulundu ve adli tıp raporuna göre ‘sığ su bayılması’ nedeniyle vefat ettiği bildirildi.
Senelerce balık avlamak için gittiği Rumeli Feneri’ndeki aile mezarlığında küçük yaşta kaybedilmiş olan dayısının mezarı üzerine defnedildi.
Mezarlığının yaptırılması için toprağının çökmesi beklenirken, kimliğini bilmediğimiz ve soruşturmamıza rağmen kim olduğunu bulamadığımız kişi ya da kişiler tarafından mezarlığı yaptırıldı.
Her kim adını ansa gözleri kadar yüreği de dolar…
Demet DENİZ e çok teşekkürler. Abisini bize çok güzel anlatmış. |