Oylama sona ermiştir. İlginiz için teşekkürler. Ağustos Ayı Birincisi en yüksek oyu alan Sedat OSMANOĞLU olmuştur. Tebrik ediyoruz. 1- Ahmet KONYAR-AKYA
Hikayesi
arkadaşlar tebrikleriniz için teşekkür ederim. adem bu işler kısmet işi biliyorsun, bugün bana yarın sana daha büyüğü denk gelir inşallah. Balık akyanın gelebileceğini bildiğim bir merada orta suda vurulmuştur. Su üstünde poziyonumu almış derin nefes alıp aşağı doğru inişe geçtiğim sırada yaklaşık 13-15 metrelerde büyük bir eşek istavriti sürüsünün içine düştüm. o sırada bu kadar yemin olduğu yerde her an herşey olabilr dedim ve daha aşağı gitmeden orada asılı kaldım. yaklaşık 20 saniye sonra sol tarafımdan buralar benden sorulur edasıyla bu arkadaş geldi. 95'lik espera zıpkınımı doğrulttum ve hayvana doğru süzülerek orta yüzgecin hemen arkasına atışımı yaptım(kafasına atacaktım yemedi). balık önce birşey olamaış gibi birkaç saniye yoluna devam etti sonra inanılmaz bir hızla makarayı açmaya başladı. ben hemen su üzerine çıkarak ipi tatlı sert bırakarak yeri geldiğindede çekerek balığı yormaya başladım. bu sırada botu bağırarak yanıma çağırdım. 10 dakika sonra balık yorulmaya başladı ben artık iyice yukarı çekmeye başlamıştım ve Taner arkadaşım aşağı süzülerek balığa ikinci atışı yaptıktan sonra artık hiç şansı kalmamıştı. Sonra botta bulunan ilhan'ın da yardımıyla balığı bota aldık ve işte o an derin bir nefes aldım. Bizim açımızdan çok keyifli bir av günüydü inşllah hepinize böyle güzel avlar yapmak nasip olur.
Dalın sağlıcakla....
.................................................. ....................
2- Nadir ERSAN-KOFANA
Hikayesi
Geçen yıl bu tarihlerde Balıklıova yakınlarında vurduğum kofananın heyecanını daha unutamamıştım. Yıllık iznimi almışken, bir iki gün buralarda dalış planlayarak düştüm yola. Aslında günlük yemeklik balık bulabilmek için girdim suya hep. Ama içimde hep geçen yılki kofananın heyecanı, gene onlardan biriyle karşılaşacağım hissini veriyordu. İlk gün akşam suyu yaptım. Biraz mırmır ve kefal sayesinde aç kalmadık.
İkinci gün hem sabah, hem de akşam sudaydım. Artık mırmır ve kefal peşinde koşmak kesmemeye başladı. Nasıl olsa onları vurabiliyordum ya. Bir trofe ile karşılaşmalıyım diyordum kendi kendime. Bir kofana ile karşılaşsam, vuramasam bile, onun heybetini görebilsem yetecekti bana. 4-5 metrelerde eriştelerin arasındaki kayalık ve kumluk zeminde dolaşmak kesmiyordu artık. İkinci gün ciğerlerimin en küçük alveolleri bile açılmışken biraz daha derine inip, kayaların aralarına yatarsam şansımın daha yüksek olacağını biliyordum. 8-10 metrelerde denemeler yapmaya başladım. Kıyıya yakın yerlerde yemeklik balık görüp vuruyordum. Ama 8-10 metrelerde, dalış yaptığım merada pek balık yoktu. İnatla devam ettim. Her seferinde daha güzel yatılacak, koyu gölge bir taş arkası buluyordum ve çökerken son metrelerde palet vurmayı bırakarak dibe düşüyordum. Zeminde, en küçük kasımı bile çalıştırmamaya dikkat ederek, mümkün olduğu kadar konforlu bir bekleyiş ile dip zamanımı uzatmaya çalışıyordum. Bu şekilde bir çipura ile bir topan kefal (kara kefal) almıştım bile.
İki dalış arasına minimum 3 dk. vererek, 10 metrelerde dalıp çıkıyordum. Yüzeyden belli belirsiz bir karaltının, yatılabilecek güzel bir taş olduğunu tahmin ederek inişe başladım. Hafifçe eğik olan taşın gölge tarafına tamamen girerek uzandım. Önümdeki bir erişte kümesinin içinden önüme bakarak başladım beklemeye. Bir tane bile balık görmeden saniyeler geçiyordu. Neredeyse çıkışa başlamak üzereyken, orta suda sağ tarafımdan bir karaltının birden ortaya çıkıp, onun kofana olduğunu anlamam, tetiğe başmam ve balığın vurulması sanırım en fazla iki saniye sürdü. Adeta torpido gibi hareket ediyordu suda. Kendisine öyle güvenen bir asaleti vardı ki... Vurup yukarıya çıkarken, henüz nefeslenme ihtiyacı hissetmiyordum ve o kadar huzur dolu, sakin ve de bir işi başarmış bir ruh haliyle yukarıya çıktım ki... Adeta bir yıl bekleyişten sonra sanki bilerek buraya gelmiş ve tekrar bu muhteşem balıkla karşılaşmış ve bir tane daha vurmuştum. Avlanmanın hazzını ta içimde hissetim.
Balığı vurduğum an daha dipteyken makarayı açtım ve ip tırrrr sesiyle anında boşaldı. Öyle güçlüydü ki... Yormak için yüzeyde epey bir uğraştırdı. Neyse ki sonunda solungaçlarından tutarak bu lüfer azmanını söndürebilmiştim.
Ertesi gün biraz ileride bir de akya palazı alarak bu iki-üç günlük dalışı tamamladım.
Tat aldığım ve bana unutamayacağım heyecan yaşatan bu avımı sizlerle de paylaşmak istedim. Herkese trofe avlar dilerim. Bol avlı ve sağlıklı dalışlar arkadaşlar.
.................................................. .....................
3- Özkan Orbay DOĞAN-SİNARİT
Hikayesi
O bölgede sinaritlerin olduğunu anladıktan sonra son 3 ayda sıklıkla dalmaya başladım. Kıyıdan oldukça açıkta olmasına rağmen derinlik 12-13 metre civarıydı. Sinarit için elverişli dip yapısına sahip bir bölgeydi. Buna rağmen sinarit palazı, baraküda, sargoz ve kefal gibi balıkların haricinde 3 ayda çeşitli aralıklarla yapmış olduğum dalışlarda pek balık çıkartamadım. Umudumu ve hırsımı kaybetmeden aynı bölgeye dalmaya devam ettim. 20 temmuz günü yine her zamanki gibi avlana avlana ilerleyerek açıktaki meraya ulaştım. İlk agaşonumu bitirip çıkışa geçmişken sağ taraftan büyük bir sinaritin açığa doğru kaçtığını gördüm. Kaçtığı yere doğru bi kaç agaşon denemem de balık görünmeyince uğraşmaktan vazgeçtim ve normal avıma devam ettim. 30 cm lik bi sivriburuna çok düşündükten ve meranın bozulmasını göze alarak atış yaptım ve balığı çıkarttım. Aklım hala sinaritteydi.
Kaçtığı yere doğru son bi dalış yapmaya karar verdim. Satıhda iyice nefeslendikten sonra ortalama 13 metre olan derinliğe doğru yavaş yavaş süzüldüm. İyi bir kayanın arkasında agaşona yattıktan 20-30 saniye sonra sinarit göründü ve 6-7 metre yaklaştıktan sonra hızlıca geriye kaçıp uzaklaştı. Kendimi iyice gizleyerek beklemeye devam ettim. Ve işte balık bir kez daha göründü yine üstüme doğru geliyordu. Aramızdaki mesafe 3 metreye düştüğünde yan vermesini beklemeden gelişine atışımı yaptım. Resimde de görüldüğü gibi şiş ortasından girip paralel olarak kuyruğu yakın yerden çıkmış. Balık hiç çırpınamadı ve bende kucaklayıp çıkarttım. Herkese kazasız belasız avlar. Daha iyileri sizin olsun.
.................................................. ......................
4- Hakan MAMAOĞLU-LEVREK
Hikayesi
Avın hikayesi 5 Temmuz günü’ne aittir.
Akşamdan havanın sabah sakin ve güzel olacağı belliydi. Akşamdan malzemeleri hazırladım ve sabah 7 gibi meramda suya girdim. Denizin üstü hafif hafif pırpır yapıyordu ve görüş kıyıda tamamen bulanıktı fakat açığa doğru eriştelerin üzerinde fena sayılmazdı. Girerkende bugün güzel bir levrek vurmak istiyorum, oyüzden başka balıklarla uğraşma Hakan diye kendi kendime telkim yaptım ve ava başladım. Kıyıda kumluk yerlerde agaşona kefal ve mırmırlar geliyordu fakat arkalarında levrek görünmüyordu. Yavaş yavaş kıyıdan eriştelerin üzerine çıktım ellerimle erişteleri aralayarak ve palet çıpmadan elle tutunarak sakin ve sessiz ilerlemeye başladım.Arasıra durup ileriye ve etrafıma bakıyorum, beni takip eden bir gölge varmı diye. Bunun faydasını çok görüyürum niyemi, çünkü hayvanların bazen ben ilerlerken 4-5 metre önümde suda asılı olarak beni izlediklerini görüyorum. O zaman balığı yaklaştırma şansınız daha fazla oluyor ve sığdaysanız nefesinizi bırakmanız ve saklanacak iyi biryerinizde varsa balığın üzerinize gelmesi saniyeler sürüyor.
Böyle ilerlerken, erişteleri aralarken arası bir iki tane ispendek görüyorum, bu iyiye işaret nede olsa balık var, abileride yakında olabilir. İstikameti açığa verip uygun yerlerde yatmaya başlıyorum ve iri kefaller, mırmırlar ve arkasından ispendekler geliyor, bekliyorum,bekliyorum. abileri yok. Gelen kefal ve mırmılar iri ve güzel ama ogün niyetim levrek vurmak. Merayı bozmamak için hiç tetik düşürmüyorum.Yaklaşık bir-birbuçuk saat bu şekilde devam ediyorum. İçimden umudunu kaybetme oğlum , biraz daha sabır ava devam bu balık buralarda bugün diyorum.
Açığa doğru yüzerken ,yaklaşık 2,5 -3 metre civarı derinliğin olduğu, eriştelerin v şeklini aldığı 4-5metre açıklık ve ortasında kum tavası olan biryere yaklaşıyorum. Ben eriştelerin sağ tarafında yüzerken, kumtavasının diğer tarafında da eriştelerin üzerinde uzaktan bir hareket görüyorum. Hiç istifimi bozmadan ağır ağır aynı yönde yüzüyorum ve abiyle karşı karşı karşıya geliyoruz.O benim 3 metre solumdan ters yöne dipden ilerlerken ,bende su üstünde yavaş yavaş balığın gittiği yöne dönmeye başlıyorum ve paralel yüzüp düello öncesi birbirimizi gözucuyla süzüyoruz.
Levrek abi hafif hafif kıyılırken, hızını da yavaş yavaş arttırıyor ve bende ilk hamle olarak yüzerken yavaş yavaş nefesimi verip düşmeye başlıyorum. Ama levrek abi aradaki mesafeyi koruyup atış şansı vermiyor. O hafif gözden kaybolurken bende eriştelerin üzerine düşüyorum ve bekliyorum. Gelen giden yok, yükselmeye başlıyorum ve 2-3 metre önümde bir erişte kümesinin arkasında görüyorum ve yine göz göze geliyoruz Benim önümden sol tarafa yüzüyor ve yine kayboluyor.Sanki film çeviriyoruz ve karşılıklı ağır hareketlerle birbirimizi tartıyoruz. Ama benim gitmeye hiç niyetim yok.
Plan değiştirip tam tersi iskamete yüzüp 5-6 metre uzaklaşıp tekrar yatıyorum ve bekliyorum gelmiyor. Tekrar dönüp karşılaştığımız yere geliyorum ve eriştelerin ortasındaki kum tavasına yüzümü kıyıya dönüp ve onun gittiği istikamete doğru yatıyorum Ne bir ses, ne bir nefes, denizdeki çıt çıt sesleri sanki saatin tık tık sesleri gibi geliyor kulağıma, 5 saniye, 10 saniye 15 saniye ve ileriden bir gölge beliriyor. Hiç istifini bozmadan buranın efesi benim edalarında bodoslamadan üstüme doğru salına salına gelmeye başlıyor ve aramızda mesafe iyice kapanmaya başlıyor, gelişine atışımı yapıyorum. Şişi yeryemez kendisini eriştelerin içine atıyor ve saklanıyor. Nefeslenmeye çıktığımda kelebeğin açılmış olduğunu ve sağlam yerinden girdiğini görüyorum ve rahat nefes alıyorum. Daha sonra söndürüp, dizgiye takıp avı bitirip mutlu ve keyifli bir şekilde denizden çıkıyorum.
Akşam ailecek 7-8 kişi afiyetle yendi.. Tartmadım ama 2,5-3 kilo arasındaydı. Daha önce vurduğum en büyük levrek 2 kilogram gelmişti , ona göre mukayese ettim.
Sonuç olarak arkadaşlar 7’de girip saat 10 gibi sudan çıktım. O gün güzel bir balık vurucam diye suya girdim ve hakikaten denizin altını üstüne getirdim ve buldum. Başka balıklarda vurabilirdim ama tetik düşürmedim. Denizde kısmetimi verdi, Allah sizlere de nasip etsin.
.................................................. .......................
5- Bülent TAŞKIN-SİNARİT
Hikayesi
Bozcaada'ya bir haftalık tatil için gitmiştim. Orada tanıştığım genç zıpkıncı arkadaşım Semih'le güzel dalışlar yaptık. Uzun süredir süren şanssızlıklar geçen gün gene devam etti. Tam suya girerken ACID'in 2x16 lık lastiklerinden biri elimden kurtuldu ve lastiki güldiken şiş parçaladı. Sonuçta 110 tüfek ve tek 16 lık lastikle suya girdim. Kısmet bu kez benden yanaydı.Tabi bunda Gökhan Çetin'nin son Sinarit taktiği süper iş yaptı. ( Gökhan'cım seni seviyorum). Sonuçta ilk gün 2 tane sinariti almıştım. Ertesi sabah aynı yerde gene bir sinarit ve bir sargoz alıp gene çıktım. Taktik gene aynen süper işliyor. Geçen sene aynı merada 2dk üzeri bekleme yaparak alamadığım sinaritleri bu kez en fazla 50sn ile 1.15dk arasında almıştım.
Herkese saygılar.
.................................................. .......................
6- Sedat OSMANOĞLU-ÇİPURA
.................................................. ........................
7- Onur GÜNER-ŞEYTAN