Evrene katılıyorum, bu işlere başlarken kafana yatan, gerek gücü ile gerek görselliği ile seni etkileyen bir tüfek ile başlarsın. Sonra zamanla başka tüfekler denersin, gerek alarak gerek arkadaşlarından ve beğendiğin noktaları kafana yazarsın. Bir yerden sonra 5 farklı kabza 10 farklı latik xkafa y kadar şiş denersin ve kafanda ideal zıpkınlar oluşmaya başlar. Önüne dünyanın tüm kabza gövde ve kafalarını attıklarında bana A balığını yakalayacak zıpkın yap dediklerinde malzemeler ellerini kendine çeker zaten. Zıpkıncı adam kendi zıpkınını kendi toplamalıdır ama kime göre neye göre. En dandik kbzadan tut en ağır şişe, en az atan lastikten en ses çıkaran mekanizmaya kadar her malzemenin bir kullanım alanı vardır, her malzeme işe yarar. Kötü olan bir şeyin altına üretici yatırım yapmaz zaten. Çok gezeceksin, çok göreceksin çok deneyeyip çok av yapacaksın. Balıkların davranışlarını gözlemleyerek ideal tüfeği yapacaksın. Türkiyedeki zıpkıncıların bir hatası, öle bi zıpkın istiyor her balığı vursun, dalışa giderken en kuvvetli lastik en ince şiş olsun hızlı gitsin. Yurtdışında adam nerede ne balık olduğunu bildiğinden (burası da öle ama şartlar farklı) avına göre zıpkın seçerek gidiyor, avını yapıyor o türden ve evine dönüyor. Bizde ne gelirse levrek eşkina sinarit her balık akya vurabilecek tüfekle gidiliyor. Sonuç ne oluyor peki, her balıktan sonra ezilen bir karın, lastik çektikten sonra 5 dakika dinlenmeye ihtiyacı olan bir vücut.
Kendini biraz pişir denizlerde, zamanla zaten sen istemesende bazı şeylerin tes olduğunu düşünüp kendi çapında değişikliklere başlayacaksın. Kararların kendi kararların olmalı, kendi ihtiyacına göre malzeme kurmalısın. Bu forumdaki yazanları da %100 doğru bulma, mesela bir lastik topiğinde bile herkez farklı lastik seviyor, bunların arasından sana en yatkınını bulup çıkarıp onunla avını yapacaksın.
Kolay gelsin