| Selçuk Dilşen'den Açıklama Merhaba Arkadaşlar,
Hakkımda yazılan yorumları okudum. Bazı arkadaşlar benden cevap bekleme erdemini göstermişler, bazıları ise "linç" mantığıyla, bana en kısa sürede en fazla zararı verebilme amacıyla hareket etmişler. Araştırmadan, önyargılı şekilde yazılar yazanlar ne yazık ki "Bu adam sağ mıdır, hasta mıdır, başına bir iş mi gelmiştir?" diye düşünme insaniyetini bile gösterememişler. Çok yazık...
Fikri-amacı-yolu belli olan kişilerin saldırıları beni küçültmez, aksine gurur verir. Demek ki bunların yanlışlarına engel olmuşum, canlarını acıtmışım. Kendilerine müteşekkirim, bana başarılı olduğumu gösterdiler!
Beni şaşırtan bir taraf ise, daha önceden hiçbir diyalogumuz olmamış, ya da olgun insanlar olarak fikir düzleminde tartışmalar yaptığımız kişilerin de bu linç furyasına katılmış olmasıdır. Bunlar da mevcut durum karşısında taraflarını belli etmişlerdir.
Meselenin odak noktasına gelelim:
Bu ceza belgesi sahte değildir, gerçektir, her ne kadar yasa dışı yollardan elde edilmiş olsa da…
O gün daldığımız merada güneşin batmasına 1 saat kala, dağın gölgesinde dalıyorduk. Yani görüş epeyce azalmıştı. Buna bir de 20 metre ve daha derin suların azalan ışık şartlarını ekleyin, oldukça kısıtlı bir görüş ortamı... Artık dalışa son vermeye karar vermiş, son birkaç dalışımı yapıyordum. İyi bir nefeslenme ile agaşona hazırlanarak dalışa geçtim ve 22 m civarında büyükçe bir kayanın yanına gizlendim. Agaşonum sonuçsuz kalınca kayanın açığa bakan tarafına bakıp çıkışa geçmeye karar verdim. Kayanın önüne döndüğümde benden yaklaşık 2 m mesafede bir balığın ön tarafının silüetini gördüm. Bir yandan balığa yavaşça yaklaşmakta iken, o gün merada çokça gördüğüm Şeytan (Myctoroperca Rubra) olduğuna karar verdim. Dediğim ışık şartlarında, bir de kayanın gölgesinde olan balığın ne kadar görülebileceğini gözünüzde canlandırın lütfen. Bu önemli bir baskın fırsatıydı, tüfeğim de hedefe yönelikti ve gecikmeden tetiğe bastım, eğer basmasaydım balığı kaçıracağım kesindi. Keşke kaçırsaymışım! Bu balığın Orfoz olduğunu vurduktan sonra üzülerek fark ettim. Balık için artık çok geçti, eğer önemsiz bir yarası olsaydı yine salıverirdim ve yaşardı. Ama şiş hayvanın ensesinden girmiş ve onu felç etmişti. Bunun öncesinde de birkaç parça Grida (Epinephelus Costae) vurmuştum, o tarihte bu bağlın avı serbestti. Daha sonra her ne kadar itiraz ettimse de Tarım Bakanlığı elemanı bu balıkların “Lahoz” olduğunda inat etti. Hoş, bunu kabul etse bile bir şey fark etmezdi çünkü ortada Orfoz vardı ve cezayı kesmek için yeterliydi. Bir yanlışlık ve bundan sonra yasa nezdinde fazlasıyla ödediğim bedel ortada…
Orfozu vurdum diye gurur duymadım, üzüldüm. Ondan sonra da avlarımda daha dikkatli olmaya başladım. Yabancı sitelere çarşaf çarşaf resimlerini koymadım. Bunun dışında üretilen bütün hikâyeler gerçek dışıdır ve maksatlıdır.
Şimdi ne değişti? Ben çevre katili, katliamcı mı oldum? Etik değerler çöpe mi gitti? Selçuk ceza yedi diye herkese bahane olup herkes kuralsız kitapsız avlansın mı? Okuyan arkadaşlar bunların cevabını kendi kendilerine versin lütfen.
Balıkların satıldığı iddiası ise tamamen iğrenç ve alçakça bir iftiradır. Balık satmak benim işim değil, bana saldıranların ayıbıdır. Zaten kolluk kuvvetleri tarafından el konulan balıkların satılması nasıl mümkün olabilir? İddialar saçmalık boyutuna vardırılıyor.
Şunu da eklemek isterim; bu atmosferde doğru bulmadığım için site yöneticiliğinden (ve gerekli görülürse üyelikten) çıkarılmayı ben talep ettim. Bu nedenle hiç kimse yöneticilikten kovulmuşum gibi boş yere sevinmesin.
Saygı ve sevgilerimle,
__________________ Selçuk Dilşen 1968
Zıpkınla Balık Avı İstanbul Şampiyonu
F.R.E.E. Advanced Freediver |