| Cevap: Sahil Güvenlik ve Jandarma ile ilgili Değerli arkadaşlarım,
Murat Yücebaş'ın açtığı " Ceza Yiyenler Buraya " adlı bölümü doldurduktan sonra, orada da belirttiğim gibi başıma gelenleri, mücadelesiyle bize esin veren Sayın Güven Özbakır bey'in bölümünde anlatmaya uygun gördüm.
Dalmaya ilk başladığım yıllarda, 38 numaralı paletlerim, markasını bile hatırlayamadığım gözlüğüm ve siyah saplı Yılmaz marka zıpkınımla, insanların ismini bile bilmediği koylara, aileme haber vermeden her fırsatta kaçardık. Halka açık olan bu koylara çoğu zaman kimse uğramazdı. O zamanlar elbise olmayan zamanlardı ve günde 5 -6 kere dalmaya çalışırdık. Dalış aralarında ev yapımı reçellerimizle doldurduğumuz ekmek arası yemeğimizi yerken, bir yandan Yeni Foça'nın bu cennet koylarında olmanın huzurunu yaşardık. Kimi zamanda Yunanistan tarafından gelen, üzeri Yunan alfabesiyle dolu kasaları, plastik petleri, sanki Yunan hücum botlarıymış gibi hayal eder, elimize aldığımız taşlarla kendimizi Türk Sahil Güvenlik Botları gibi düşünür ve bu materyalleri taşlardık. Her tam isabette Yunan hücum botunu vurmanın keyfini yaşardık. Çocukluk kahramanlarımız " Sahil Güvenlik Botları " bu gün itibariyle benim en büyük kabusum. Niye mi?
20 Nisan 2008 sabahı İzmirden 3 arkadaşımla 19 senedir dalmaya gittiğim Kartdere plajına doğru yola çıktık. Elbette ki bütün hafta heyecanlı dalma planı ve iple çekilen Pazar günü olarak heyecanla geçti. Saat 10.30 sularında Sahil güvenlik botu hepimizi ihbar üzerine tekneye aldı. İlk olarak kabul edemediğim bazı olaylar...
1- Bottan aynen şöyle bir çağrı " Sen gel gel Buraya! " ( Sanki emir eri var karşısında )
2- Bota çıkarken sanki bir paparazinin ünlü birisini uygunsuz yakalamanın verdiği mutlulukla fotoğraflarımız çekildi
3- Bota çıktıktan sonra belden silah çıkartılıp baş altına doğru ağzına mermi verildi ( Mülteci kaçıran suçluyuz sanki )
4- Milletin denize girdiği plaja çıkartılıp, herkesin duyacağı bir şekilde" Siz iyi insanlara benziyorsunuz, aslında benim sizi kelepçeleyip götürmem lazımdı " ( Ne güzel bize teveccü etti )
5- Yolda giderken bir diyalog " Geçenlerde bir balıkçı yasak yere girmiş dur ihbarı yaptım durmadı bende makinalıyla taradım " ( Yorumsuz )
Daha sonra Eski Foça Levent denilenen askeri bölgedeki 81 nolu Sahil Güvenlik Botuna getirildik. Burada 2 saatlik sorgu ve tutanak işlerinden sonra salındık. Burda geçen olaylar ve tutanak hakkında kısa bir bilgi
1- Orada otururken birini daha getirdiler. Adamcağız ailesiyle denize girmeye gelmiş. Ayağında Kipa marka palet, 10 Ytl değerinde gözlük ve 60 cm eski zıpkın. Üzerinde elbise hiçbirşey yok. O da yedi cezayı.
2- Bize orada kültür ve tabiat kanunlarına muhalefetten ceza yazıldı; ancak biraz sonrada belirteceğim üzere elimize gelen tebliğde farklı kanun maddesinden ceza yazıldı.
İlk defa böyle bir olay başımıza geldiği için ne olduğunu taraflıca incelemeye başladık. Botta gerek aile terbiyemiz gerek hayat görüşümüz bakımından asla bot görevlileriyle polemiğe girmedik ( Şimdi olsa kesinlikle böyle yapmam ) Yaklaşık 1 hafta sonra Komutanlıktan beni ve arkadaşlarımı bir üst teğmen aradı ve Bota tekrar davet etti. " Niye geliyoruz takımlarımı iade ediceksiniz diye sordum " cevap aynen şöyle " Hayır ceza keseceğiz " Karşılığında takımları vericekmisiniz ? cevap " Hayır " Düşünün zaten tutanak tutulmuş artık ne cezası diye sorguladım, Eski Foçaya kadar yakacağım benzini ve kaybolacak zamanıda hesaplayarak " Benim gelmem mümkün değil siz bana tebliği edin " dedim. Diğer 2 arkadaşımda aynısını yaptı. Aradan 15 gün geçti ve posta kutumda bir tebligat buldum. Tebligatın gönderimi bile yalnış. Tebligatlar kanuna göre adi posta ile değil imzalı olarak teslim edilmesi lazım. Bize gelen tebligatı Ceza yiyenler Buraya adlı bölümde bulabilirsiniz. Ben bu cezayı görünce gözlerime inanamadım. Bize botta yazılan hükümlerle alakası yok ve tamamen apayrı bir ceza. Daha sonra arkadaşlarım bize tebligatı gönderen üstteğmenle irtibata geçtiler. Yapılan işlerin yalnış olduğunu söylediler. Üstteğmen onlara mahkemeye gidebileceğimizi belirtip, başından saldı. Geçen birkaç gün sonra, arkadaşlarımı arayıp cezayı yatırırlar ise takımlarını verebileceklerine dair, Tarım ve köy işleri müdürlüğüne yazı yazabileceğine dair telefon açtı. Arkadaşlarım Eski Foçaya gidip cezayı ödedikten sonra makbuz ile üstteğmenin karşısına gittiler. O yazı malesef yazılmadı. ( Devlet kurumunda sorumluluğu olan bir kişinin yalanına bakarmısınız. Tatlı su kurnazı! ) Birde geçen diyolog, buraya dikkat edin lütfen. Arkadaşlarım soruyor " Bize kesilen ilk ceza tutanağının üzerini çizip başka madde yazmışsınız sebebi nedir ? " cevap aynen şu " ilikini gönderdik mahkemeye; fakat hakim bunun cezası yok diyip bize geri gönderdi. Bizde değiştirdik " ( pişkinliğe bakın )
Şimdi takımlarımız çürümekte ve Sahil Güvenlik ile davalığız. Güven Bey'in yazdığı herşey aynen bizim savunma metnimizde ve dava dilekçemizde var. Lehimize sonuçlandığı an bütün evrakları sizlerle paylaşacağım. Ama öncelikle düşüncelerimi yazmadan geçemiyeceğim...
Ben asker olan bir babanın çocuğuyum. Elbette ki kurumlara karşı hele Askeriye gibi yüce bir kuruluşa karşı olmam ve onlara zarar getirecek hareketlerde bulunmam söz konusu bile olamaz. Burada belirtmek istediğim yetki verilmiş kişilerin yetkilerini kullanırken içinde bulundukları psikolojinin tamamen yalnış olduğunu vurgulamak istedim. Ceza kesme yetkisi verildi diye, tutanak değiştirip yada düzeltip her neyse, Hakim yerine geçin denmemiştir.Herşeyleri baştan sona yalnış ( Bu olayda bize yapılan muameleden bahsediyorum ) Karadan gelenler için bir tane bile tabela yok ( Dalışa yasak saha veya serbest saha diye ); buna karşın askeriyede diş fırçalama talimatı bile var Amaç suçu veya yalnışı önlemek değil biran evvel acımasızca cezayı en sert şekilde uygulamaya çalışmaktır. Bu olay vatandaş ile devlet kurumunun arasını açmaktadır, bu da güven kaybına ve kişilerden çıkıp kurumlara kayan önlenemez bir nefrete dönüşmektedir. Bir daha belirtiyorum amacım kimseyi karalamak değil görevini yalnış yapanları uyarmaktır. İleride oluşabilecek hadiselerin önüne geçmektir. Kimse git hakkını mahkemede ara diye önce çamur atıp daha sonra haklıymışsın kusura bakma diyemez. Bizler suç işleyen devletin zararlıları değil tam tersi vergisini veren çağdaş toplumda nasıl yaşamasını bilen insanlarız. Onun için bu uzun metni yazmak istedim. Başıma gelen tatsızlıkları ifşa etmek ve içimdeki nefreti sizlerle paylaşmak istedim. AMATÖR BALIKÇIYA YASAK BÖLGE OLAMAZ. AMATÖR DALGIÇLAR, DİNAMİT PATLATANLARLA AYNI KEFEYE KONAMAZ. Kimse kraldan çok kral olmamalı. Bu denizleri koruma görevi sadece " Yetki " olarak Sahil Güvenlik kurumuna verilmiştir. Bizler bu denizleri para almadan koruyanlardanız. Binlerce pet şişeyi deniz dibinden çıkaranlarız. Herşeyden önce vatandaşız ve en çok sevdiğimiz hobimizi baskı altında olmadan yapmak istiyoruz.
Son olarak bu zaman zarfında görevini gerçekten layıkıyla yapan ve komplekslerinden sıyrılmış 81 botundaki bir uzman çavuşa, bir muhabere astsubayana ( Malesef isimlerini bilmiyorum ) ve tarım köy işlerinde görevli bizim her sorduğumuz soruya sıkılmadan cevap veren görevli arkadaşımıza, bilgilerini bizle paylaşan Güven Özbakır'a, değerli arkadaşım Murat Yücebaş'a, Avukatım ve arkadaşım Onur Keleş'e ve bu olayda bize yardım etmek isteyen tüm dostlarımıza teşekkür ediyorum. Sonuna kadar görevlerini yalnış yapanlarla mücadele etmeye devam edeceğim. Bu olay bizim aleyhimizede sonuçlanabilir. Olsun önemli değil biz yine dalmaya devam edeceğiz. Öyle dağdan gelip bağcıyı kovmaya çalışanlara kolay papuç bırakmayacağız...
Berkay ÇOBAN |