Tekil Mesaj gösterimi
Alt 07-04-2008   #1 (permalink)
Murat ÜNAL
Yönetici
 
Murat ÜNAL - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 27-05-2006
Nerden: İzmir
Yaş: 38
Mesajlar: 1.016
Eşinizden dalış eşi olur mu?

Geçen haftaya dair bir dalış anısını aktarmak sağlık nedenlerinden ancak bu haftaya kısmet oldu. Yüksek tansiyon teşhisi bu hafta beni hayli üzdü ve endişelendirdi. Sanırım birkaç haftaya daha mal olacak ama önce sağlık elbette. Tansiyon ve dalış ilişkisini şu linkte ayrıntılı aktarmaya çalıştım. Okumanızda fayda var…

Gelelim geçen haftaya.

Ortaokuldan bu yana (yaklaşık 25 yıldır) arkadaşım olan Ümit’i dalışa gitmeye razı ettim. Razı ettim dediysem o dalmayacak! Zira şnorkelle nefes alma konusunda psikolojik sıkıntısı var ve kilosu da 120 civarında! Ama dehşet mangalcı ve muhabbetçi… Ben dalarken deniz kıyısında sucuk ekmek veya tavuk kanadı pişirmeye dünden razı. Dalış planından bahsedince eşim Zeliha, “ben de geleyim, serbest dalış öğret bana da!” dedi. Sevinsem mi üzülsem mi bilemedim! Bir yandan dalışa gidip bir an önce mavilikte beni bekleyen maceramı yaşamak istiyorum. Bir yandan içimden, “ne mutlu bana, deli işi meraklarımı benimle paylaşan, bana badilik yapmak isteyen bir eşim var” diyorum. Zaten scuba brövesi var, su içindeki iletişimi ve kulak eşitleme, maske tahliyesi, vb. temel uygulamaları biliyor. Fazladan avcı elbisemiz de var. Sonunda karar verildi, eşime bir miktar ördek dalışı, agaşon vs. öğreteceğim sonra da ben karakıyı yaparken o biraz geriden tüfeksiz gelerek avımı izleyecek ve hem bir şeyler öğrenmeye çalışacak hem de kıyıda sıkılmamış olacak.

Biraz rüzgârlı ancak güneşli bir havada, Seferihisar tarafındaki küçük ve sakin koya vardık. Ümit hemen sigara, gazete fazına geçti. Biz de eşimle dalış kıyafetlerimizi giyindik ve kendimizi serin sulara bıraktık. Nefes açma, ördek dalışı derken yarım saat geçti. Benim aklım fikrim hep ava başlamakta tabii. Sonunda ben önde o arkada kumluk alanı geçip, kayalık buruna doğru yollandık. Arada bir elimle dur işareti yapıyorum, ikimiz de dikkat kesiliyoruz. Ben dört beş metrelerde agaşon yaparken Zeliha yukardan pür dikkat beni izliyor. Aklımda, bana bir şey olursa müdahale edip edemeyeceği düşüncesi var ama bu sığ suda zaten ne olacak ki! Tedirginliği bırakıp bu özel anların tadını çıkarmaya karar veriyorum. Bir karagöze atış yaptım ve göz ucuyla eşime baktım. Hani, bayandır, yufka yüreklidir filan… Balığın şişe geçtiğini görünce aynen kıyıya döner mi acaba diyerekten. Fakat elma ile armutu karıştırmayan mantıklı bir insandır. Niye orada olduğumuzu, zıpkının ne işe yaradığını unutmadan, sürecin doğallığını bozmadan, duygusal tepkiler üretmeden benimle ava devam etti. Hatta bir süre sonra ava katkı yapmaya başladı. Üç-dört dakikada bir dönüp ona bakıyorum, keyfi yerinde mi, üşüdü mü, sıkıldı mı gibisinden. O ise bana bir kaya dibindeki karagözü ya da otlayan sarpa sürüsünü filan ispiyonlamaya başladı. Bazen heyecanla daha kocaman balıklar gösteriyor. Bunlar çırçır türü balıklar oluyor haliyle!

İnsan gözünün çözünürlüğü gerçekten övgüye ve hayranlığa layık… Deneyimin de verdiği bir hasletle kayayla bütünleşmiş ahtapotu görür görmez palet vurmayı kesip eşime, yanıma gel işareti yaptım ve gelince parmağımla ahtapotu işaret ettim. Baktı baktı ama bir şey göremedi. Sekizbacaklı biraz irice olduğundan elimle almayı göze alamadım. İnip yataya yakın bir açıyla atış yaptım ancak yukarı çekmeye çalışınca ahtapotun zemini vakumlaması ve kelebeğin ne yazık ki açılmaması nedeniyle şiş kurtulup boşa çıktı. Eşimin yüzüne baktım gözlerinde heyecan ve korku vardı. Bir iki dalış yapıp sadece şişin ucuyla takıp kaldırmaya çalışsam da vakumun gücünü kıramadım ve boş çıktım. Bir atış daha yapmak üzere tüfeği kurarken beklenmedik (aslında çok beklendik) bir şey oldu. Fazla büyük olmayan bir müren peydahlandı ve bir anda ahtapota çullandı. Mürenin ufağı bile müren! Onu söyleyeyim! Bir müddet bu saldırıyı eşimle birlikte izledik. Bir anda üç boyutlu bir belgesel filmin içine girmiş gibi olmuştuk. Sonunda kararımı verip, bu avcıya avımı bırakmamaya karar verdim. Dalıp iki metre kadar geriden mürene atışımı yaptım. Klasik kıvrılma tepkisini verdi ve kendini bohça gibi yaptı. Müren söndürmenin teorisini biliyor olsam da uygulamayı eşimin yanında yapmayı, kendimi ısırtıp karizmayı çizdirmeyi göze alamadım. Tüfeği yüzer halde bıraktım ve sanırım o anki adrenalinin etkisiyle inip elimle sıkıca kavrayarak kiloya yakın ahtapotu çekip çıkardım. Yüzeye geldiğimde ilginç bir şey oldu. Tüm bu sıra dışı olaylardan etkilenmiş olacak, eşim yanıma geldi ve işaretle, hala canlı olan ahtapotu ona uzatmamı, gidip tüfeğimi almamı ve mürenle ilgilenmemi istedi. Onun cesaretine ve işbirliğine hayran kaldım.

Bele gelen suda ayaklarımızı kuma basıp doğrulduk, maskelerimizi çıkarttık. “Bütün bunları sana anlatsaydım, aynı şekilde hayal edebilir miydin?” dedim. “Mümkün değil. Bunu yaşamak bambaşka bir şeymiş” dedi. Sanırım bir sonraki aşama ona yumuşak lastikli 75’lik bir tüfek almamız olacak. Erkek arkadaşlarımla “dalışa ya da balığa kaçmak”, kafa dinlemek elbette benim de yaptığım ve keyif aldığım bir şey ancak, eşimle yaptığımız dalış da bana çok farklı, çok güzel duygular tattırdı. Eşinizden dalış arkadaşı olur mu demiştik. Hayat arkadaşı oluyor da neden dalış arkadaşı olamasın! İster eşiniz ister sevgiliniz olsun, hobilerini paylaşabilen çiftlere ne mutlu diyorum... Sevgiyle kalın.
__________________
Murat ÜNAL (1970-İzmir)
Rol yapma, düşün!

Konu Murat ÜNAL tarafından (07-04-2008 Saat 18:05 ) değiştirilmiştir.
Murat ÜNAL isimli üyemiz çevrimdışıdır. (Offline)   Alıntı ile Cevapla