Oylama sona ermiştir. İlginiz için teşekkürler. Kasım Ayı Birincisi en yüksek oyu alan Tan GÜLPAŞA arkadaşımız olmuştur. Tebrik ediyoruz. 1- Tan GüLPAŞA-LAMBUKA
Hikayesi
Aylardan sonra ilk defa kafamı suya sokabildim..yarım adanın uzak köşesindeki bir bankoya doğru giderkenş, kaptanım aniden ufuktaki bir haraketliliği görerek yol kesti, Su kaynıyordu ve kolyoslar adeta suyun üzerinde dans ediyorlardı,’.bunun sebebi ne olabilirdi acaba?’diye düşünürken bir yandan da partnerim ve ben suya girmek için hazırlanmaya başladık.Suya atladığımızda roket gibi haraket eden lambukaları gördük, ve yıllar once bir yurt dışı seyhaatimde tanıştığım yaşlı bir fransız serbest dalıcıdan öğrendim bir tekniği kullanarak avımızı yaptık.
Hepinize güvenli dalışlar
2-Hüseyin Çamcı-KALKAN
Hikayesi
Evet şimdi yola çıkıyoruz malzemeler hazır son kontroller yapıldı, sevgiliye olan özlem hat safhada

Uzun zaman geçmiş nihayet onu gördüm hafifçe tebessüm ederek adeta ona sarılıyorum, şimdi onunlayım sanki rüyadayım, her palet vuruşum ayrı bir musikiye dönüşüyor
Sevgili badim hakan abide suya girmiş ve başlıyoruz yüzmeye, aslında sabah bi aksilik oldu ve biz Burhan kerdeşimin tarif ettiği yolu bulamadık. Tam 2 saat merayı aramakla geçti yüzüşümüz. Nihayet merayı bulmuştum tabi balıklarda gözükmeye başladı. Az sonra güzel bir kayanın arkasına gizlenmiş kefal sürüsünün yanıma doğru geldiklerini gördüm, biraz daha yaklaşmalarını beklerken sağ tarafa hafif baktığımda bir manga askerin yanımdan geçmekte olduğunu gördüm.

Zıpkınımı
90 derece yavaşça döndürüp zor bir atışla iri bir sarı kulağı ipe geçirdim o da ne!!!! sırtından vurulmuştu ve kendini yırtıp kaçtı
Ardından dalışa devam,

aklım levrek ve kalkanda. Yine dalıyorum derinlik en fazla 4m. ve başlıyorum agoşona o da ne !!!
kumun altında bir hareketlilik bana doğru geliyor yavaşça başımı kaldırıyorum ve o aniden duruyor. Tamam diyorum işte o geldi.

Yavaşça ona doğru sürünüyorum. Kumun altındaki hareketsiz hali tam istediğim gibi tetiğe dokunuyorum ve artık o kollarımda

ama biryandan hemen ölmesini ve acı çekmemesini istiyorum ve balığı söndürüp ipime asıyorum. Oradan geçen balıkçı teknesine gösterdiğimde gözleri fal taşı gibi açılıyor. Artık yorulmuş 3 saat kadar olmuş çıkma vakti geldiği düşüncesiyle dalışı sonlandırıyorum.
Hepinize sağlıklı ve bereketli güzel dalışlar dilerim.
3-Serhat ERYILMAZ-ZÜBER
Hikayesi
Hafta sonu arkadaşlarla toplandık. Bu sefer aramıza yeni ve ilk üyemiz Fatih'i de alarak yola koyulduk (Bu arada artık bizde Adana Team olarak toplanacağız). Eğlenceli bir yolculuktan sonra meraya vardık. Sohbet muhabbet derken dalış başladı ve deniz bize hediyesini bu yavrucağı verdi.
4- Ünsal SEZER-SİNARİT
Hikayesi
Fethiyeden Sualtı avcıları derneği kurucu üyelerinden İshak beyin daveti üzere İstanbuldan Selahaattin, Gürkan ve ben 12 kasım akşamı Fethiyeye doğru yola koyulduk. Giderken Selahattinin direktifiyle Afyon üzerinden kamyonların yoğun olduğu berbat bir yoldan gittik; hesapta 100-150 km kısaymış!! Dönüşü İzmir üzerinden yapınca düzgün bir yoldan 20-30 km farkla rahatça döndük halbuki. Selo ile bir yere giderken yol tarifini, güzergah seçimini ona bırakmayın sakın.
Yola çıkmadan hava raporuna baktığımızda 3-5 lodos gibi görünüyordu. Sabah Fethiyeye vardığımızda sıfır rüzgar olduğunu görüp sevinmiştik. Ölüdenizide aşıp traktör yolundan aracı zarzor bir küçük vadi ve ucunda küçük sahili olan bir yere indirdik.
İshak bey, son 5 yıldır bu kampı 10 kasım sonrası kurup 1 yada 2 hafta adeta "Zıpkıncının Kırkpınarı" ortamını sağlıyormuş. Giderken yanımıza sadece biramızı, rakımızı, ekmegimizi, patates ve soğanımızı almıştık. 4 gün medeniyetten uzak olup avladığımız balıkları yiyecektik. Telefonumuzda çekmediğinden vadiye girmeden ailemizi arayıp 4 gün göüşemeyeceğimizi söyleyip telefonu kapadıktan sonra dış dünyadan tamamen soyutlandık.
İshak beyin bizi karşılamasıyla kampın ilk adımı başlamıştı. O ve yöreden iki arkadaşı 1 de Alman dedektif arkadaşı suya ilk dalışlarını yapmak üzereydiler. Bizide beklemeyi teklif ettiler ancak Çadır kurma ve giyinme işimiz uzun sürer deyip onları yolladık suya. Aracı boşaltıp çadırımızıda hazır edince sıra botu şişirmeye geldi. Onuda hallettik ancak sıfır havada bile açıktan gelen solugan dalga nedeniyle suya girmekte zorlanıyor idik. Yani bu bölgede düz deniz için lodosun "L" si bile olmamalıydı. Buranın havası poyrazdı ancak kamp sonuna kadarda o havayı yakalıyamadık.
İshak bey ve arkadaşları koyun sağını tercih ettiklerinden bizde sola devam edip bottan atlayıp ayrıldık. Solugan suyun en güzel av veren balığı sargozdur. Buradada durum aynı idi başladım sargoz toplamaya ancak çupralar azınlıkta idi. Sadece 1 kez 20 li bir sürü görüp 4 gün boyuncada birdaha rastlamadım. Kıyı taşlarında sargozları alınca gözüken yakın buruna doğru gitmeya başladım. Buruna yaklaştıkça eteklerinin 30 metre gibi com şekilde derinlikte olduğunu gördüm. Solugan dalgada kıyıya çarpıp 2-3 metre alanı köpük içinde bırakıyordu. Bu durumdan bazı avcı balıkların yararlandığını bilip. Buruna yaklaşırken olabildiğince yavaş, sessiz ve kontrollü ilerliyordum. Tam buruna vardığımda avcı balığı köpüklerin içinde farkettim. Balık beni görmeden zıpkını ona yöneltip garanti atış için 1 palet daha vurmam gerekiyordu. Çünkü yüzey suyu sallanırken doğru anda tetik boşaltmazsa 1 metreden dahi aptalca bir atış olabilirdi. 2 metre gibi mesafeye girdiğimde balık beni farketti ama onun için çok geçti artık. Galsamadan zıpkını yiyip başladı makarayı com uçuruma çekmeye. 10 metre kadar gitmesine izin verip sonrasında ipi tuttum. Şişten çıkarmadan balığı söndürüp dizgiyede takıp sonrasında şişten çıkardım. Bu boyda balıklarda kesinlikle bu sıralam uygulanmalı yoksa şişten çıkardıktan sonra dizgiye takmaya çalışırken elden kaçan balıkları çok duyduk.
İshak bey bu arada avını tamamlayıp büyük bir keyifle yöresel balıklardan 7,5 kg bir tane alıp kırkpınarın günlük şampiyonu olarak kıyıya çıkmış bizi bekliyor imiş. Kıyıdakilerede "Bunlar bugün sinarit çıkarmazsa günün şampiyonu benim" diye takılıyormuş. Nihayet botla dönüşe geçip sahile vardığımızda İshak beyde trofesini temizleyip akşam yemeğine hazır etmişti. Fakat oda ne bottan bir sinarit indiriyorlar. İshak beyde tatlı bir hüzünle rakınında o sinaritin görüntüsüyle yaptığı duble etkiyle gece boyunca 10 dakikada bir bana taktırır oldu.
Yaw İshak Senin balık bir numara takma bizim sinoyu desekte. İshak bey yok ben o balıktan her zaman vururum ancak kilo üstü sinarit henüz vuramamışken sen bunu bizim kafamıza çaktın deyip aradada takılıyorum bakma dediklerime diyordu.
Kampta devamlı akan dağ suyumuzu hem içecek su hemde dalış sonrası 24 saat yanan ağaç kütüklerinden oluşan ateşimizde ısınan su ile birleştirip banyo suyu olarak kullandık. Akşam oluncada ateşi canlandırıp aydınlıkta sağlıyorduk. Çünkü elektiriğimizde yoktu.
Balık taze iken inanın aralarında fiyatları gibi önemli fark yoktu. Akyanın etini bir sinarit yada lagosun etiyle arasında bir fark olmadığını 1 saatlik balıkları yiyerek gördük.
Kampta sadece zıpkıncılar değil İshakın ormancı arkadaşlarıda bulunuyordu. Bizler dalarken onlarda ateş için odunları sahiden toplayıp, salataları hazırlayıp, olta atıp vakit geçiriyorlardı. Akşama doğru biz balıkları çıkarıp giyinirkende vuduğumuz balıklar biz daha giyinmeden temizlenmiş olup balık en taze haliyle ızgara yada tavada yapılıyordu. Sonrasında ise ateş başında bir süre sohbetten sonra Selo gitara "ormancı" ile başlıyordu.
Şimdilik bu kadar gerisi Serbest dalış dergisinde.
5- Emre Çetinsoy-LEVREK
6- Emrah SARI-SiNARİT
7- Gültekin TUFANOĞLU-LEVREK
8-Kazım POLAT-ZÜBER