| ZIPKINCI
Üyelik tarihi: 05-06-2006 Nerden: AYVALIK
Mesajlar: 480
| OKUYALIM DERS ALALIM;TURGUT ÖZAKMAN RÖPORTAJI Tüm bu olumsuzluklar içinde, halkta bir uyanış olduğunu siz de gözlüyor musunuz?
Evet. Anadolu’da uyanış var. Milli Mücadele döneminde İnebolu’ya İstiklal Yolu derlerdi. İnebolu Anadolu’nun giriş kapısıdır. Çok soğuk olur. Bugün bile oradan geçerken, ne kadar kalın giyinmiş olursanız olun, üşürsünüz, içiniz titrer. 80 yıl önce ninelerimizin, dedelerimizin o karda, boranda ayak yalın, mintanla silah taşıdıklarını düşündükçe, bu vatanın nasıl kurtulduğunu anlıyorsunuz.
Mehmetçiğin tüfeğinin askısı yoktur, ama dişiyle, tırnağıyla, taşla, sopayla, dipçikle savunmuştur vatanını. Bizimkilerin o kavgasını, direncini aşağılamak için başlangıçta Batılılar bunu bir “çılgınlık” olarak nitelemişlerdir. Sonra ise bu çılgınlığı övgü olarak kullanmışlardır.
O Meclis’in ruhunu çok iyi kavramak gerekir. Feslisi, sarıklısı, kalpaklısı emperyalizmi yenmek için kenetlenmişlerdir. Her üç grubun dağılımı da TBMM’de eşittir, yani üçte bir oranındadır. Milli Mücadele boyunca aralarındaki tüm anlaşmazlıkları askıya almışlardır.
O Meclis gerçekten büyük bir meclis’tir. Millet de o Meclis’in arkasında dağ gibi durmuştur. 100 bin kişilik bir ordu savaşırken, onun arkasında da 100 bin kişilik bir ikmal ordusu gerekir. Ordunun arkasında orduya yardımcı olan Türk ikmal kuvvetlerinin yüzde 70’i kadın ve çocuklardan oluşmaktadır.
Kurtuluş Savaşı’nda Türk kadınının kahramanlığı ortadayken, günümüzde ya kadını ikinci sınıf gören, eve kapatan bir anlayış, ya da bu anlayışın müttefiki olan ve Milli Mücadele’yi ve kazanımları küçük gören bir feminist anlayış var. Bunlara ne diyorsunuz?
Kadınlarımıza hakları tepeden verilmedi. Onlar söke söke aldılar haklarını, hak ettiklerini.
Cumhuriyetimizin kazanımlarını en çok kadınların sahiplenmesi, savunması tesadüf değildir.
Günümüzde yeniden önümüze konan Sevr haritalarını nasıl yorumluyorsunuz?
Yeniden mütareke dönemini yaşamamak, sömürgeleşmemek için Sevr’i çok iyi bilmeliyiz. Sevr Anlaşması 344 maddedir. İçinde Haçlı ruhunu taşıyan, en barbar, en onursuz, en insanlığa aykırı dayatmalar vardır. Sevr’i bilmezsek, emperyalizmi bilmezsek 80 yıl önce bize nasıl kefen biçildiğini bilmezsek, bugünü anlayamayız. Milli Mücadele sonrası Lozan’da Lord Curzon tüm istediklerini masaya getirmiştir.
Patrikhanenin ekümenik olmasından tutun, sözde Ermeni meselesine, Dicle- Fırat su rejiminin Batının çıkarlarına göre düzenlenmesinden tutun, Alevi ve Süryanilerin azınlık kabul edilmesine, Boğazların ortak bir komisyon tarafından yönetilmesinden tutun, ordunun özelleştirilmesine dek günümüzde bize dayatılan her şeyin, daha o zamanlar önümüze konulduğunu görürüz. Ama Lozan’a gidenler, Sevr’i imzalayan kadrolar değildi.
Lozan’daki Türk heyetinin arkasında her an savaşmaya hazır 200 bin kişilik muzaffer bir ordu vardı. O dönemde yeni Türkiye’nin kalkınması için para lazımdı. Avrupa ise vereceği krediye karşılık hep imtiyaz istemiştir.
Buna rağmen Avrupa’ya avuç açmadan bir mucize yaratılmıştır. Cumhuriyetin ilk 15 yılı içinde 3 bin kilometre demiryolu döşenmiştir. Hiç borç yoktur. Kalkınma hızı ortalama yüzde 9 olmuştur 15 yıl boyunca. Bu dönemde iki kez de bütçe fazla vermiştir. Merkez Bankası döviz ve altın doludur. O dönemde yakalanan yüzde 9 büyüme hızına bir daha da ulaşılamamıştır.
Yine Cumhuriyetin ilk 15 yılı içinde Gölcük’te kendi yaptığımız denizaltıyı suya indirdik, Kayseri’deki uçak fabrikasında uçak yaptık, yüzü aşkın uçağı da dünyaya sattık. Bu hamleler devam ettirilseydi, bugün dünyanın sayılı gemi ve uçak ihraç eden ülkelerinden biri olurduk. Zeki, başarılı gençler yurt dışına bursla gönderilmiştir. Atatürk, yurt dışına gönderilen gençlere yolladığı telgrafta şöyle der: “Sizi bir kıvılcım olarak yolluyorum, alev gibi dönünüz”
Bağımsızlığın modasının geçtiğini, emperyalizmin ortadan kalktığını söyleyenler tüm köşe başlarını tutmuş durumdalar. Bunlar gençliği zehirlemiyorlar mı?
Keşke çocuklarımıza emperyalizmin ne olduğunu öğretebilsek. Atatürk’ten her ayrılışımızda başımızı taşa çarptık. Genellikle Atatürk sonrası gelen liderler, Kendilerini Atatürk’ten daha akıllı, daha zeki, daha yurtsever sandıkları için onun yolundan saptılar. Yeni yeni şeyler uydurdular. Sonuç ortada. Toplam borcumuz 350 milyar dolar. Ülkemizin borcuna karşılık ödediği bir günlük faizle bir üniversite, bir haftalık faizle bir baraj, iki haftalık faizle de dev bir sanayi tesisi kurmak mümkün. Bu paralar faize değil, yatırıma, imara, kalkınmaya gitse Türkiye nasıl gelişir düşünsenize.
Banka önlerindeki emekli kuyruklarına bakmak, durumumuzu anlamaya yeter. Biz uzun zamandır bizi sevmeyen iktidarlarca yönetiliyoruz. 1918 yılında tüm Osmanlı genelinde toplam 230 kız öğrenci liseye gidiyordu. Bir de günümüzdeki sayıyı düşünün. Dünyanın dördüncü büyük ordusuna sahibiz. Ne yazık ki ülkemizi yönetenler, bu devletin ve milletin gücünün farkında değil. Farkında olsalar, Avrupa’nın önünde başları eğil durmazlar, dimdik dururlar. |